1
OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ
Prof. Dr. Mehmet KANAR
2
A
â (F.) [ 1 [آ .ünlem
edatı ey, hey. 2.iki kelimenin arasına girerek, anlamı
pekiştiren yeni
kelimeler türetmeye yarayan orta ek.
a’dâ (A.) [
اعدا ] düşmanlar.
a’dâd (A.) [
اعداد ] sayılar.
â’ik (A.) [ عائق
] engel.
a’lâ (A.) [
اعلی ] en yüksek, en yüce.
a’lâf (A.) [
آلاف ] otlar.
a’lâl (A.) [ 1
[اعلال .hastalıklar. 2.sebepler.
a’lâm (A.) [ 1
[اعلام .bayraklar. 2.özel isimler.
a’lem (A.) [
اعلم ] en iyi bilen.
a’mâ (A.) [
اعمی ] kör.
a’mâk (A.) [
اعماق ] derinlikler.
a’mâl (A.) [
اعمال ] işler, ameller,
davranışlar.
a’mâr (A.) [ 1
[اعمار .ömürler. 2.yaşlar.
a’nî (A.) [
اعنی ] yani.
a’râb (A.) [
اعراب ] Araplar, çöl arapları.
a’râbî (A.) [
اعرابی ] çöl arabı.
a’râz (A.) [
اعراض ] belirtiler.
3
a’sâb (A.) [ اعصاب
] sinirler.
a’sâr (A.) [
اعصار ] yüz yıllar.
a’şâr (A.) [
اعشار ] öşür vergileri, onda birler.
a’şârî (A.) [
اعشاری ] ondalık.
a’vec (A.) [
اعوج ] yamuk, eğri büğrü.
a’ver (A.) [
اعور ] tek gözlü.
a’yâd (A.) [
اعياد ] bayramlar.
a’yân (A.) [ 1
[اعيان .ileri gelenler, eşraf, sosyete.
2.gözler.
a’yün (A.) [ 1
[اعين .gözler. 2.pınarlar.
a’zâ (A.) [ 1
[اعضا .üyeler. 2.organlar.
a’zam (A.) [
اعظم ] en büyük.
âb (F.) [ 1 [آب
.su. 2.deniz. 3.ırmak. 4.tükürük. 5.özsuyu. 6.ter. 7.döl suyu.
8.sidik. 9.parlaklık.
10.yüzsuyu. 11.letafet, hava.
âb (F.) [ آب ]
Ağustos.
âb -ı âbistenî [ 1
[آب آبستنی .meni; 2.bitkilerin
yetişmesine neden olan su.
âb -ı adâlet [ 1
[آب عدالت .adalet suyu;
2.doğruluğun bereketi.
âb -ı ahmer [ 1
[آب احمر .kızıl su.
2.kırmızı şarap. 3.gözyaşı.
âb -ı âteşîn [ 1
[آب آتشين .ateşli su;
2.kırmızı şarap; 3.gözyaşı.
âb -ı bâdereng [ 1
[آب باده رنگ
.kızıl su. 2.gözyaşı, kanlı gözyaşı.
âb -ı engûr [ 1
[آب انگور .üzüm suyu. 2.şarap.
âb -ı harâbât [
آب خرابات ] (meyhane suyu)
şarap.
âb -ı kevser [ 1 [آب
کوثر .cennet suyu, 2.şarap.
ab’âb (A.) [
عبعاب ] vantrolog.
4
abâ (A.) [ 1
[عبا .kaba yün kumaş. 2.aba.
âbâ’ (A.) [ 1
[آباء .babalar. 2.gezegenler.
âbâd (A.) [
آباد ] ebedler.
âbâd (F.) [
آباد ] bayındır, mamûr.
âbâd etmek/eylemek 1.mamûr
etmek. 2.zenginleştirmek. 3.huzur vermek.
âbâd olmak
1.mamûrlaşmak. 2.zenginleşmek. 3.huzura kavuşmak.
âbâdân (F.) [
آبادان ] bayındır.
âbâdânî (F.) [
آبادانی ] bayındırlık.
âbâdî (F.) [ 1
[آبادی .bayındırlık. 2.ince Hint
kağıdı.
âbâl (A.) [
آبال ] develer.
âbân (F.) [ آبان
] Âbân ayı.
abâpûş (A.-F.) [ 1
[عباپوش .abalı. 2.derviş.
3.yoksul.
âbâr (A.) [
آبار ] kuyular.
âbcâme (F.) [
آبجامه ] su kabı.
âbçîn (F.) [
آبچين ] peştemal.
abd (A.) [ 1
[عبد .kul. 2.köle.
âbdân (F.) [ 1
[آبدان .su kabı. 2.mesane.
âbdâr (F.) [ 1
[آبدار .sulu. 2.parlak. 3.hoş
âbdendân (F.) [ 1
[آبدندان .bön. 2.âciz.
abdest (F.) [ 1
[آبدست .abdest. 2.paylama.
abdesthâne (F.) [ 1
[آبدستخانه .tuvalet.
2.abdest alınan yer.
abdestlik (F.-T.) kısa
cübbe.
âbek (F.) [ 1
[آبک .sulu. 2.cıva.
5
abes (A.) [
عبث ] saçma, abes.
âbgîne (F.) [ 1
[آبگينه .kristal. 2.kadeh. 3.sürahi.
4.ayna. 5.gözyaşı.
âbgîr (F.) [ 1
[آبگير .havuz. 2.su birikintisi.
âbgûn (F.) [ 1
[آبگون .su rengi. 2.mavi.
abher (A.) [ 1
[عبهر .nergis. 2.zerrinkadeh çiçeği. 3.yasemin.
âbhîz (F.) [
آبخيز ] büyük dalga.
âbhord (F.) [
آبخورد ] nasip.
âbırû (F.) [
آبرو ] yüzsuyu.
âbî (F.) [
آبی ] mavi.
âbid (A.) [ 1
[عابد .ibadet eden. 2.erkek adı.
abîd (A.) [ 1
[عبيد .kullar. 2.köleler.
âbidât [
آبدات ] anıtlar.
âbide (A.) [
آبده ] anıt.
âbidevî (A.) [
آبدوی ] anıtsal.
âbile (F.) [ 1
[آبله .su çiçeği. 2.sivilce. 3.su
kabarcığı.
âbir (A.) [
عابر ] yaya.
âbisten (F.) [
آبستن ] gebe.
âbistengâh (F.) [
آبستنگاه ] döl
yatağı.
âbişhor (F.) [ 1
[آبشخور .sulama yeri. 2.nasip.
âbkâr (F.) [ 1
[آبکار .saka. 2.ayyaş.
âbkeş (F.) [ 1
[آبکش .saka, su çeken. 2.kevgir.
âbnûs (F.) [
آبنوس ] abanoz.
âbrâh (F.) [
آبراه ] su yolu, kanal.
6
abraş (A.) [
ابرش ] alacalı.
âbrîz (F.) [ 1
[آبریز .tuvalet. 2.ıbrık.
âbşâr (F.) [
آبشار ] çağlayan.
abûs (A.) [
عبوس ] somurtkan.
âbühava (F.-A.) [
آب و هوا ] iklim.
âbzih (F.) [ 1
[آبزه .su kaynağı. 2.gözyaşı.
âc (A.) [
عاج ] fildişi.
âc (F.) [ آج ]
ılgın ağacı.
acâib (A.) [
عجائب ] tuhaf, ilginç, acaip.
acâleten (A.) [
عجالة ] alelacele.
aceb (A.) [ 1
[عجب .tuhaflık. 2.acaba.
acebâ (A.) [
عجبا ] acaba.
acele (A.) [
عجله ] acele.
aceleten (A.) [
عجلة ] çarçabuk, alelacele.
acem (A.) [ 1
[عجم .arap olmayan. 2.İranlı, acem.
acemaşîran (A.) [
عجم عشيران ] Türk
mûsikisinde bir makam.
acemce (A.-T.) Farsça.
acemî (A.) [ 1
[عجمی .deneyimsiz, acemi. 2.İranlı.
acemistan (A.-F.) [
عجمستان ] İran.
acemiyân (A.-F.) [ 1
[عجميان .deneyimsizler.
2.İranlılar.
aceze (A.) [
عجزه ] düşkünler, âcizler.
acîb (A.) [
عجيب ] tuhaf, acayip, ilginç.
acîbe (A.) [
عجيبه ] şaşılacak şey.
7
âcil (A.) [
عاجل ] acil.
âcilen (A.) [
عاجلا ] derhal, acil olarak.
acîn (A.) [
عجين ] macun, yoğurulmuş.
âciz (A.) [ 1
[عاجز .aciz. 2.ben.
âcizâne (A.-F.) [ 1
[عاجزانه .acizce. 2.alçakgönüllüce.
âcizî (A.-F.) [
عاجزی ] acizlik.
âciziyyet (A.) [
عاجزیت ] acizlik.
âcizleri (A.-T.) bendeniz,
ben.
acûl (A.) [
عجول ] aceleci.
acûlâne (A.-F.) [
عجولانه ] acele acele.
acûz (A.) [ 1
[عجوز .kocakarı. 2.cadı.
acûze (A.) [ 1
[عجوزه .kocakarı. 2.cadı.
âcür (F.) [ 1
[آجر .tuğla. 2.kiremit.
acz (A.) [
عجز ] acizlik, çaresizlik, bir şey yapamama.
âdâb (A.) [ 1
[آداب .edepler, terbiyeler. 2.yol yordam.
adalât (A.) [
عضلات ] kaslar.
adale (A.) [
1[عضله .kas. 2.kaslar.
adâlet (A.) [
عدالت ] adalet.
adaletkâr (A.-F.) [
عدالتکار ] adil, adaletli.
âdât (A.) [
عادات ] âdetler, alışkanlıklar.
adâvet (A.) [
عداوت ] düşmanlık.
adâvet etmek/eylemek
düşmanlık gütmek.
add (A.) [ عد ]
sayma, görme, değerlendirme, kabul etme.
8
addedilmek sayılmak,
görülmek, değerlendirilmek.
addetmek/eylemek saymak,
görmek, değerlendirmek.
addolunmak sayılmak,
kabul edilmek.
aded (A.) [
عدد ] sayı.
adeden (A.) [
عددا ] sayıca.
adedî (A.) [
عددی ] sayısal.
âdem (A.) [ 1
[آدم .ilk insan, Adem Peygamber. 2.insan, adam.
adem (A.) [
عدم ] yokluk, bulunmama, adem.
adem -i muvaffakiyet [
عدم موفقيت ]
başarısızlık.
adem -i muvazenet [
عدم موازنت ] dengesizlik.
adem -i riâyet [
عدم رعایت ] uymama..
adem -i te’lîfiyet [
عدم تأليفيت ]
uzlaşamama, bir araya gelememe.
adem -i teveccüh [
عدم توجه ] ilgisizlik.
ademâbâd (A.-F.) [
عدم آباد ] yokluk ülkesi.
âdemhâr (A.-F.) [
آدم خوار ] yamyam, insan yiyen.
âdemî (A.-F.) [
1[آدمی .insanoğlu. 2.insanlık.
âdemiyân (A.-F.) [
آدميان ] insanlar.
âdemiyyet (A.) [ 1
[آدميت .insanlık. 2.adamlık.
ades (A.) [
عدس ] mercimek.
adese (A.) [
عدسه ] mercek.
âdet (A.) [
عادت ] alışkanlık, âdet.
âdeta (A.) [
عادتا ] basbayağı.
âdeten (A.) [
عدتا ] âdet olarak, geleneklere göre.
9
adhâ (A.) [
اضحی ] kurbanlar.
âdi (A.) [
عادی ] sıradan, âdi, değersiz.
adîd (A.) [
عدید ] birçok.
adîde (A.) [
عدیده ] birçok.
âdil (A.) [
عادل ] adaletli.
adîl (A.) [
عدیل ] eşit, denk.
âdilâne (A.-F.) [
عدلانه ] adilce.
adîm (A.) [
عدیم ] yok olan.
adîmülimkân (A.) [
عدیم الامکان
] imkânsız.
âdiye (A.) [
عادیه ] alışılmış,
sıradan.
adl (A.) [
عدل ] adalet.
adlâ’ (A.)
اضلاع ] kenarlar.
adlî (A.) [
عدلی ] adalet ile ilgili.
adliyye (A.) [
عدليه ] mahkeme, adliye.
adn (A.) [
عدن ] cennet.
adû (A.) [
عدو ] düşman.
âfâk (A.) [
آفاق ] ufuklar.
âfâkî (A.) [ 1
[آفاقی .nesnel. 2.şuradan buradan
konuşma.
âfât (A.) [
آفات ] afetler, belalar.
âferîde (F.) [
آفریده ] yaratık,
yaratılmış, mahluk.
âferîdgâr (F.) [
آفریدگار ] yaratan, Tanrı.
âferîn (F.) [
آفرین ] bravo, çok yaşa, aferin.
âferîn (F.) [
آفرین ] yaratan.
10
âferînende (F.) [
آفریننده ] yaratıcı.
âferîniş (F.) [
آفرینش ] yaratılış.
âfet (A.) [ 1
[آفت .afet, bela, felaket. 2.güzel sevgili.
âfet -i cân [ 1
[آفت جان .can belası. 2.güzel.
âfet -i devrân [ 1
[آفت دوران .güzel, dilber.
âfetengîz (A.-F.) [
آفت انگيز ] afet getiren.
âfetresân (A.-F.) [
آفت رسان ] bela getiren.
âfetzede (A.-F.) [
آفت زده ] belaya uğramış,
afet görmüş.
afîf (A.) [
عفيف ] iffetli.
âfil (A.) [ 1
[آفل .batan. 2.görünmez olan.
âfitâb (F.) [
آفتاب ] güneş.
âfitâbcemâl (F.-A.) [
آفتاب جمال ] güzel yüzlü,
parlak yüzlü, yüzü güneş gibi
parlayan, sevgili,
maşuk.
âfiyet (A.) [
عافيت ] esenlik.
âfiyet bulmak
sağlığına kavuşmak.
afiyetbahş [ آفيت
بخش ] afiyet verici.
afrika (A.) [
افریقا ] Afrika kıtası.
afsun (F.) [
افسون ] büyü, efsun.
âftâb (F.) [
آفتاب ] güneş.
âftâbe (F.) [
آفتابه ] ıbrık, su kabı.
âftâbgîr (F.) [
آفتابگير ] güneş alan,
güneş gören.
âftâbî (F.) [
آفتابی ] güneşlik.
âftâbrû (F.) [
آفتاب رو ] parlak yüzlü.
11
afv (A.) [
عفو ] bağışlama, af.
âgâh (F.) [
آگاه ] haberdar.
âgâh etmek haberdar etmek.
âgâh olmak haberdar olmak.
âgâhî (F.) [
آگاهی ] haberdarlık.
âgeh (F.) [
آگه ] haberdar.
âgehî (F.) [
آگهی ] haberdarlık.
âgîn (F.) [
آگين ] dolu.
âgûş (A.) [
آغوش ] kucak.
âğâliş (F.) [
آغالش ] kışkırtma.
ağayân (T.-F.) [
آغایان ] ağalar.
âğâz (F.) [ 1
[آغاز .başlama. 2.başlangıç.
ağbiyâ (A.) [
اغبيا ] kalın kafalılar.
âğişte (F.) [
آغشته ] bulaşmış, bulanık.
ağlâl (A.) [ 1
[اغلال .boyunduruklar. 2.zincirler.
ağlât (A.) [
اغلاط ] hatalar.
ağleb [(A.) [
اغلب احتمال ]
çoğunlukla, genellikle, sık sık.
ağleb -i ihtimâl [
اغلب احتمال ] büyük
bir ihtimalle, büyük bir olasılıkla.
ağnâ (A.) [
اغنی ] en zengin.
ağnâm (A.) [
اغنام ] koyunlar.
ağniyâ (A.) [
اغنيا ] zenginler.
ağniye (A.) [
اغنيه ] şarkılar.
ağrâs (A.) [
اغراس ] fidanlar.
12
ağrâz (A.) [
اغراض ] maksatlar.
ağsân (A.) [
اغصان ] dallar.
ağşiye (A.) [ 1
[اغشيه .perdeler. 2.zarlar.
ağyâr (A.) [
اغيار ] yabancılar.
ah (A.) [ 1 [اخ
.kardeş. 2.dost.
âh (F.) [ 1 [آه
.feryat etme, feryat. 2.ilenme.
âh almak biri
tarafından kendisine ilenilmek.
âh ü zâr [ آه
و زار ] âh edip inleme.
âhâd (A.) [
آحاد ] birler.
ahad (A.) [
احد ] bir.
ahali (A.) [
اهالی ] halk, ahali, insan topluluğu.
ahavât (A.) [
اخوات ] kızkardeşler.
ahbâb (A.) [ 1
[احباب .dostlar. 2.dost.
ahbap (A.) [
احباب ] dostlar, sevdikler.
ahbâr (A.) [
اخبار ] haberler.
ahcâr (A.) [
احجار ] taşlar.
ahd (A.) [ 1
[عهد .yemin, and. 2.çağ, devir. 3.söz verme.
ahd -i atîk [
عهد عتيق ] Tevrat, Zebur ve Mezâmir.
ahd -i cedîd [
عهد جدید ] İncil ve ekleri.
ahdar (A.) [
احضر ] yemyeşil.
ahdâs (A.) [ 1
[احداث .yeni olaylar. 2.dertler. 3.gençler.
ahdeb (A.) [
احدب ] kambur.
ahdnâme (A.-F.) [
عهدنامه ] ahitname, antlaşma
metni.
13
ahdüpeymân (A.-F.) [
عهد و پيمان ] and.
âhek (F.) [
آهک ] kireç.
âhen (F.) [
آهن ] demir.
âhendil (F.) [
آهن دل ] acımasız.
âheng (F.) [ 1
[آهنگ .uyum, ahenk. 2.eğlence.
âheng -i esvât [
آهنگ اصوات ] ses uyumu.
âhengdâr (F.) [
آهنگدار ] uyumlu.
âhenger (F.) [
آهنگر ] demirci.
âhenggüzâr (F.) [
آهنگ گذار ] uyumlu, ahenkli.
âhenîn (F.) [ 1
[آهنين .demirden. 2.demir gibi.
âhenîndil (F.) [ 1
[آهنين دل .katı yürekli.
2.yiğit.
âhenk (F.) [
آهنگ ] ahenk, uyum.
âhenkdâr (F.) [
آهنگ دار ] uyumlu, ahenkli.
âhenkeş (F.) [
آهنکش ] miknatıs.
âhenrüba (F.) [
آهن ربا ] miknatıs.
âhensâ(y) (F.) [
آهن سای ] törpü.
âher (A.) [
آخر ] başka, diğer.
âheste (F.) [
آهسته ] yavaş, usul, ağır.
âhestegî (F.) [
آهستگی ] yavaşlık.
ahfâ (A.) [
اخفا ] en gizli.
ahfâd (A.) [
احفاد ] torunlar.
ahger (F.) [ اخگر
] kor ateş.
ahibbâ (A.) [
احبا ] dostlar, sevilenler; sevgililer.
14
ahid (A.) [
عهد ] söz, yemin.
ahidşiken (A.-F.) [
عهدشکن ] sözünden dönen,
antlaşmayı bozan.
âhîhte (F.) [
آهيخته ] kınından
çıkmış, sıyrılmış.
ahîr (A.) [
آخر ] son, en son.
âhir -i kâr [ 1
[آخر کار .sonunda. 2.sonuç.
âhirbîn (A.-F.) [
آخربين ] ileri gِrüşlü.
âhire (A.) [
آخره ] son.
ahîren (A.) [
اخيرا ] geçenlerde, son zamanlarda, son olarak.
âhiret (A.) [
آخرت ] ِbür dünya.
âhiretlik (A.-T.) 1.ahiret
kardeşi. 2.evlat edinilen ِksüz.
âhirin (A.-F.) [ 1
[آخرین .sonuncu. 2.sonrakiler.
âhirkâr (A.-F.) [
آخرکار ] sonunda, nihayet.
âhirülemr (A.) [
آخرالامر ] sonunda, işin
sonunda.
âhiz (A.) [
آخذ ] alan.
ahize (A.) [
آخذه ] alıcı gereç.
ahkâm (A.) [
احکام ] hükümler.
ahlâf (A.) [
اخلاف ] halefler.
ahlâk (A.) [
اخلاق ] huy, ahlak.
ahlâk -ı amelî [
اخلاق عملی ] uygulamadaki
ahlak anlayışı.
ahlâk -ı hasene [
اخلاق حسنه ] iyi huy.
ahlâk -ı nazarî [
اخلاق نظری ] teorideki
ahlak anlayışı.
ahlâk -ı zemîme [
اخلاق ذميمه ]
kِtü huy.
ahlâken (A.) [
اخلاقا ] ahlakça.
15
ahlâkiyat (A.) [
اخلاقيات ] ahlak bilgisi.
ahlâkiyûn (A.) [
اخلاقيون ] ahlakçılar.
ahlâm (A.) [ 1
[احلام .karmakarışık rüyalar.
2.düşazmalar.
ahlât (A.) [
اخلاط ] salgılar.
ahlât -ı erba’a [
اخلاط اربعه ]
dِrt ِzsuyu kan, salya, safra, dalak.
ahmak (A.) [
احمق ] budala, aptal, ahmak.
ahmakâne (A.-F.) [
احمقانه ] ahmakça.
ahmakî (A.-F.) [
احمقی ] ahmaklık.
ahmer (A.) [
احمر ] kırmızı, kızıl.
ahrâm (A.) [ 1
[احرام .kutsal yerler. 2.haremler.
3.hanımlar, eşler.
ahrâr (A.) [
احرار ] ِzgürler.
ahrârâne (A.-F.) [
احرارانه ] ِzgürce.
ahrâs (A.) [
احراس ] koruyucular, muhafızlar.
ahret (A.) [
آخرت ] ِbür dünya, ahiret.
ahretlik (A.-T.) 1.ahiret
kardeşi. 2.evlat edinilen ِksüz.
ahsâs (A.) [
احساس ] duygular.
ahsen (A.) [
احسن ] en güzel.
ahşâ’ (A.) [ 1
[احشاء .iç organlar, 2.bِlgeler,
yِreler.
ahşâb (A.>T.) [ 1
[اخشاب .ahşap. 2.keresteler.
ahşâm (A.) [
احشام ] maiyet.
ahtâb (A.) [
احطاب ] odunlar.
ahtâr (A.) [
اخطار ] tehlikeler.
âhte (F.) [ 1
[آخته .iğdiş edilmiş.
2.kınından çıkarılmış.
16
ahter (F.) [
اختر ] yıldız.
ahter -i dünbâledâr [
اختر دنباله
دار ] kuyruklu yıldız.
ahterbîn (F.) [
اختربين ] astrolog,
yıldızbilimci.
ahterşinâs (F.) [
اخترشناس ]
yıldızbilimci.
ahterşümâr (F.) [ 1
[اخترشمار
.yıldızbilimci. 2.geceleri uyuyamayan.
ahu (A.) [ اخو
] kardeş.
âhû (F.) [
آهو ] ceylan, karaca.
âhûbere (F.) [
آهوبره ] ceylan yavrusu.
âhûdil (F.) [
آهودل ] ِdlek, korkak.
âhund (F.) [
آخوند ] molla, hoca.
âhûnigah (F.) [
آهونگاه ] ceylan
bakışlı.
âhur (F.) [
آخر ] ahır.
âhuvân (F.) [
آهوان ] ceylanlar.
âhûvâne (F.) [
آهوانه ] ceylan gibi.
âhüvâh(F.) [ آه
و واه ] feryat, sızlanma, hayıflanma.
âhüvâveylâ (F.-A.) [
آه و واویلا ] feryat, âh
çekme, figan etme.
âhüzâr (F.) [ آه
و زار ] âh çekip inleme.
ahvâl (A.) [
احوال ] haller, durumlar.
ahvâl -i âdiye [
احوال عادیه ]
olağan haller.
ahvâl -i sıhhiye [
احوال صحيه ]
sağlık durumu
ahvef (A.) [
اخوف ] en korkunç.
ahvel (A.) [
احول ] şaşı.
ahyâ (A.) [
احيا ] diriler.
17
ahyâl (A.) [
اخيال ] yılkılar.
ahyânen (A.) [
احيانا ] arasıra, kimi zaman.
ahyâr (A.) [
اخيار ] iyiler.
ahyât (A.) [
اخياط ] iplikler.
ahz (A.) [
اخذ ] alma.
ahz ü kabul etmek alıp
kabul etmek.
ahzâb (A.) [ 1
[احزاب .kütleler. 2.partiler. 3.Ahzâb sûresi.
ahzân (A.) [
احزان ] hüzünler.
ahzar (A.) [
اخضر ] yeşil.
ahzen (A.) [
احزن ] çok hüzünlü.
ahzetmek almak.
ahzüi’tâ (A.) [
اخذ و عطا ] alış
veriş.
ahzükabz (A.) [
اخذ و قبض ] alıp sahip
çıkma.
âid (A.) [ 1
[عائد .ait, ilişkin. 2.geri dِnen.
âidât (A.) [
عائدات ] gelirler, aidat.
âide (A.) [
عائده ] kâr, kazanç, gelir.
âika (A.) [
عائقه ] engel.
âile (A.) [ 1
[عائله .aile. 2.eş, karı.
ailevî (A.) [
عائلوی ] aile ile ilgili.
âjeng (F.) [
آژنگ ] buruşuk, cilt
kırışığı.
âk (A.) [
عاق ] serkeş.
akab (A.) [ 1
[عقب .arka, art. 2.topuk, ِkçe.
akabât (A.) [ 1
[عقبات .yokuşlar. 2.tehlikeli anlar.
18
akabe (A.) [ 1
[عقبه .geçilmesi güç geçit. 2.yokuş.
akabinde (A.-T.)
ardından.
akâid (A.) [
عقائد ] inançlar, akideler.
akâmet (A.) [ 1
[عقامت .verimsizlik, durgunlaştırma,
aksatma. 2.kısırlık.
akar (A.) [
عقار ] kazanç sağlayan mülk.
akarât (A.) [
عقرات ] kazanç sağlayan mülkler, akarlar.
akbeh (A.) [
اقبح ] çok çirkin.
akd (A.) [ 1
[عقد .düğümleme, bağlama. 2.nikah.
3.kararlaştırma. 4.kurma.
akdâh (A.) [
اقداح ] kadehler.
akdâm (A.) [
اقدام ] ayaklar.
akdedilmek yapılmak,
uygulanmak, icra edilmek.
akdem (A.) [
اقدم ] ِnce, ِnceki.
akdes (A.) [
اقدس ] en kutsal.
akdetmek/ eylemek yapmak,
uygulamak, icra etmek, imzalamak, antlaşma
yapmak, sِzleşme
yapmak.
akıbet (A.) [
عاقبت ] son.
âkıbetbîn (A.-F.) [
عاقبت بين ] sonu gِren,
ileri gِrüşlü.
âkıbetendîş
(A.-F.) [ عاقبت
اندیش ] sonunu düşünen.
âkıbetülemr (A.) [
عاقبت الامر ]
sonunda.
âkıl (A.) [
عاقل ] akıllı, akıl sahibi.
akıl (A.) [
عقل ] akıl.
âkılâne (A.-F.) [
عاقل ] akıllıca.
âkıle (A.) [
عاقله ] akıllı kadın.
19
âkır (A.) [ 1
[عاقر .kısır. 2.verimsiz.
âkid (A.) [ عاقد
] akit yapan.
akîde (A.) [
عقيده ] inanç, akide.
akîdefurûş (A.-F.) [
عقيده فروش ] inanç
tüccarı.
akîk (A.) [
عقيق ] akik taşı.
âkil (A.) [
آکل ] yiyen.
akîm (A.) [ 1
[عقيم .kısır. 2.sonuçsuz.
akim kalmak
gerçekleşememek, sonuçsuz kalmak.
akis (A.) [ عکس
] yansıma, aksetme, akis.
akl (A.) [
عقل ] akıl.
akl -ı bâliğ [
عقل بالغ ] ergin.
akl -ı evvel [
عقل اول ] Tanrı.
akl -ı küll [ 1
[عقل کل .doğadaki genel uyum. 2.Cebrail.
akl -ı mücerred [
عقل مجرد ] soyut akıl.
akl -ı selim [
عقل سليم ] sağduyu.
aklâm (A.) [ 1
[اقلام .kalemler. 2.yazı gereçleri. 3.devlet
daireleri.
aklen (A.) [
اقلا ] akılca.
aklıselim (A.-F.) [
عقل سليم ] sağduyu.
aklî (A.) [
عقلی ] akılca, akıl bakımından,
rasyonel.
akliyye (A.) [
عقليه ] akılcılık, rasyonalizm.
akliyyûn (A.) [
عقليون ] akılcılar,
rasyonalistler.
akm (A.) [
عقم ] kısırlık.
akmâr (A.) [
اقمار ] aylar.
20
akmişe (A.) [
اقمشه ] kumaşlar.
akrabâ (A.) [
اقرباء ] akraba, yakınlar.
akran (A.) [
اقران ] yaşıtlar.
akreb (A.) [
اقرب ] en yakın.
akreb (A.) [ 1
[عقرب .akrep. 2.saat ibresi.
akrebek (A.-F.) [
عقربک ] saati gِsteren ibre.
aks (A.) [
عکس ] yansıma, akis.
aks -i müddeâ [
عکس مدعا ] çatışkı.
aks -i sedâ [
عکس صدا ] yankı.
aksâ (A.) [
اقصی ] uzak, en son.
aksâ -yı emel [
اقصای امل ] ülkü, ideal.
aksâ -yı şark [
اقصای شرق ] Uzakdoğu.
aksâm (A.) [
اقسام ] kısımlar, bِlümler.
aksâm -ı sâire [
اقسام سائره ]
diğer kısımlar, ِbür bِlümler.
akser (A.) [
اقصر ] en kısa.
aksetmek yansımak,
vurmak.
aksî (A.) [ 1
[عکسی .inatçı. 2.ters, zıt. 3.huysuz.
aksülamel (A.) [
عکس العمل ] tepki, reaksiyon.
aktâ’ (A. [ 1
[اقطاع .kesmeler. 2.beylik araziler.
aktâb (A.) [ 1
[اقطاب .kutuplar. 2.azizler. 3.efendiler.
aktâr (A.) [
اقطار ] taraflar, yِreler.
aktâr-ı cihân [
اقطار جهان ]
dünyanın her tarafı.
akûr (A.) [
عقور ] azgın, kudurmuş, saldırgan.
21
akûrâne (A.-F.) [
عقورانه ] kudurmuşçasına.
akvâl (A.) [
اقوال ] sِzler.
akvâm (A.) [
اقوام ] kavimler.
akviyâ (A.) [
اقویا ] kuvvetliler.
âl (A.) [ 1 [آل
.aile. 2.sülale. 3.evlat.
âl (A.) [
عال ] yüce, yüksek.
alâ (A.) [
علاء ] yücelik, şeref.
alâ (A.) [
علی ] üst, üstü, üzeri.
alâeyyihâl (A.) [
علی ای حال ] her nasıl
olsa.
âlâf (A.) [
آلاف ] binler.
alâhide (A.) [
عليحده ] tek başına,
başlı başına.
alâik (A.) [
علائق ] alakalar, ilgiler.
alâim (A.) [ ]
işaretler, alametler.
alâim-i semâ [
علائم سما ]
gِkkuşağı.
alak (A.) [ 1
[علق .kan pıhtısı. 2.sülük.
alâka (A.) [
علاقه ] ilgi, alaka.
alâkabahş (A.-F.) [
علاقه بخش ] ilgilendiren,
ilgili.
alâkadar (A.-F.) [
علاقه دار ] ilgili,
alakalı.
alâkadar etmek
ilgilendirmek.
alâkadar olmak ilgilenmek.
alakadârân (A.-F.) [
علاقه داران ]
ilgililer.
alâkadrilimkân (A.) [
علاقدرالامکان
] olabildiğince.
âlâm (A.) [
آلام ] elemler, acılar.
22
alâmât (A.) [
علامات ] işaretler, alametler.
alâmet (A.) [
علامت ] işaret, iz, alamet, belirti. 2.çok
iri.
âlât (A.) [
آلات ] aletler.
alâvechi (A.) [
علِی وجه ] üzere.
alâvefk (A.) [
علی وفق ] uygun olarak.
âlâyiş (F.) [ 1
[آلایش .bulaşma. 2.gِsteriş.
aleddevam (A.) [
علی الدوام ] sürekli.
alef (A.) [ 1
[علف .ot. 2.hayvan yemi.
aleka (A.) [ 1
[علقه .kan pıhtısı. 2.balçık.
alelacele (A.) [
علی العجله ] çarçabuk.
alelâde (A.) [
علی العاده ]
sıradan, bayağı.
alelamyâ (A.) [
علی العميا ]
kِrükِrüne.
alelekser (A.) [
علی الاکثر ] çok defa.
alelhusûs (A.) [
علی الخصوص ]
ِzellikle.
alelıtlâk (A.) [ 1
[علی الاطلاق
.genellikle. 2.rastgele.
alelicmâl (A.) [
علی الاجمال ]
topluca.
alelinfirâd (A.) [
علی الانفراد
] birer birer.
alelistimrâr (A.) [
علی
الاستمرار ] sürekli,
aralıksız.
aleliştirâk (A.) [
علی الاشتراک
] ortaklaşa.
alelkifâye (A.) [
علی الکفایه ]
yeterince.
alelumûm (A.) [
علی العموم ] genellikle,
genelde, genel olarak.
âlem (A.) [
عالم ] dünya; evren.
alem (A.) [ 1
[علم .sancak. 2.alem. 3.nişan, alamet.
23
âlemârâ (A.-F.) [
عالم آرا ] dünyayı süsleyen.
alemdâr (A.-F.) [
علمدار ] sancaktar.
âlemefrûz (A.-F.) [
عالم افروز ] dünyayı
parlatan.
âlemgîr (A.-F.) [ 1
[عالمگير .dünyayı fetheden.
2.dünyaya yayılan.
âlemiyân (A.-F.) [
عالميان ] insanlar.
âlemşümûl (A.) [
علم شمول ] dünyayı kaplayan.
âlemtâb (A.-F.) [
عالمتاب ] dünyayı
aydınlatan.
alenen (A.) [
علنا ] açıkça.
alenî (A.) [
علنی ] açık, aşikâr.
âlet (A.) [ 1
[آلت .araç, alet. 2.aygıt.
alettafsîl (A.) [
علی التفصيل ]
ayrıntılı olarak.
alettevâlî (A.) [
علی التوالی ]
peşpeşe.
aleyh (A.) [
عليه ] karşı, karşıt; üzerine.
aleyhdar (A.-F.) [
عليه دار ] karşıt,
zıt.
aleyhisselâm (A.) [
عليه السلام ] selam
onun üzerine olsun.
âlî (A.) [
عالی ] yüce; yüksek.
âlîcâh (A.-F.) [
عالی جاه ] yüksek dereceli.
âlîcenâb (A.) [ 1
[عالی جناب .cِmert.
2.haysiyetli.
âlihe (A.) [
آلهه ] ilahlar.
âlîhimmet (A.) [
عالی همت ] yüce himmetli.
âlîkadr (A.) [
عالی قدر ] saygıdeğer.
alîl (A.) [ 1
[عليل .hasta, hastalıklı, illetli. 2.sakat.
âlim (A.) [
عالم ] bilgin.
24
alîm (A.) [
عليم ] çok bilen.
âlîmakâm (A.) [
عالی مقام ] yüksek
makamlı.
âlînazar (A.) [
عالی نظر ] yüksek gِrüşlü.
âlîşan (A.) [
عالی شان ] şanı yüce.
âliye (A.) [
عاليه ] yüce, yüksek.
aliyyülâlâ (A.) [
علی الاعلا ] en iyisi.
Allâh (A.) [
الله ] Tanrı, Allah.
allâme (A.) [
علامه ] büyük bilgin.
âlû (F.) [
آلو ] erik.
âlûbâlu (F.) [
آلوبالو ] vişne.
âlûd (F.) [
آلود ] bulanmış, bulaşmış.
âlûde (F.) [
آلوده ] bulanmış,
bulaşmış.
âlûdedâmen (F.) [
آلوده دامن ] iffetsiz.
âlûdegî (F.) [
آلودگی ] bulaşma,
bulaşıklık.
âlüfte (F.) [ 1
[آلفته .iffetsiz, fahişe.
2.alışık.
âmâc (F.) [ 1
[آماج .hedef. 2.nişan tahtası.
âmâcgâh (F.) [
آماجگاه ] nişan alınan yer.
âmâde (F.) [
آماده ] hazır.
âmâdegî (F.) [
آمادگی ] hazırlık.
a'mâl (A.) [
اعمال ] davranışlar, ameller.
âmâl (A.) [
آمال ] emeller.
âmâl (A.) [
آمال ] emeller.
âmâr (F.) [ 1
[آمار .sayım. 2.hesap.
25
amd (A.) [
عمد ] kasıt.
amden (A.) [
عمدا ] kasıtlı olarak.
âmed (F.) [
آمد ] gelme, geliş.
âmedşüd (F.) [
آمدشد ] geliş gidiş.
âmedüreft (F.) [
آمدورفت ] geliş gidiş.
âmedüşüd (F.) [
آمدوشد ] geliş gidiş.
amel (A.) [ 1
[عمل .iş. 2.ishal.
amele (A.) [
عمله ] işçi.
amelen (A.) [
عملا ] bilfiil, işleyerek.
amelî (A.) [
عملی ] pratik, uygulamalı.
ameliyât (A.) [ 1
[عمليات .işlemler, uygulamalar.
2.ameliyat.
ameliye(A.) [
عمليه ] işlem, uygulama.
âmennâ (A.) [
آمنا ] diyecek bir şey yok, inandık.
âmîhte (A.) [
آميخته ] karışık,
karışmış.
amîk (A.) [
عميق ] derin.
âmil (A.) [ 1
[عامل .yapan, işleyen. 2.faktِr, etken.
3.vergi memuru. 4.vali.
amîm (A.) [
عميم ] yaygın.
âmîn (A.) [
آمن ] amin.
âminen (A.) [
آمنا ] emin olarak.
âmir (A.) [
آمر ] emreden.
âmirâne (A.-F.) [
آمرانه ] emredercesine.
âmiyâne (A.-F.) [
عاميانه ] bayağı, avamca.
âmm (A.) [
عام ] genel, yaygın.
26
âmm (A.) [
عام ] yıl.
amm (A.) [ عم ]
amca.
ammâ (A.) [
اما ] ama.
ammâba’d (A.) [(
امابعد ] maksada gelince.
amme (A.) [
عمه ] hala.
amûd (A.) [
عمود ] direk.
amûden (A.) [
عمودا ] dikine.
amûdî (A.) [
عمودی ] dikey.
âmurziş (F.) [ 1
[آمرزش .bağışlama, affetme.
âmûz (F.) [ 1
[آموز .ِğrenen. 2.ِğreten.
âmûzgâr (F.) [
آموزگار ] ِğretmen.
âmürzgâr (F.) [
آمرزگار ]
bağışlayıcı, Tanrı.
âmürziş (F.) [
آمرزش ] bağışlama.
ân (A.) [ آن ]
an.
an (A.) [ عن ] –den,
-dan.
ân (F.) [ 1 [ان
.çoğul eki -ler, -lar. 2.zarf yapan ek -erek, -arak.
ân (F.) [ آن ]
alım, cazibe, hava.
an’anât (A.) [
عنعنات ] gelenekler.
an’ane (A.) [
عنعنه ] gelenek.
an’anevî (A.) [
عنعنوی ] geleneksel.
ânân (F.) [
آنان ] onlar.
anâsır (A.) [
عناصر ] unsurlar, elemanlar.
anâsır-ı erba’a [
عناصر اربعه ]
dِrt unsur ateş, hava, su, toprak.
27
ânât (A.) [
آنات ] anlar.
anbean (A.-F.) [
آن به آن ] her an, gittikçe.
anber (A.) [
عنبر ] amber.
anberbû (A.-F.) [
عنبربو ] amber kokulu.
andelîb (A.) [
عندليب ] bülbül.
âne (F.) [
انه ] gibi anlamını verecek şekilde sıfat
ve zarf yapan son ek.
anh (A.) [
عنه ] ondan.
anhâ (A.) [
عنها ] ondan.
anhâ (F.) [
آنها ] onlar.
ânî (A.-F.) [ 1
[آنی .bir an. 2.derhal.
ânifen (A.) [ 1
[آنفا .az ِnce, demin. 2.yukarıda.
âniyen (A.) [
آنيا ] bir anda, der hal, o anda.
ankâ (A.) [
عنقا ] zümrütüanka,
ankarîb (A.) [
عن قریب ] yakında, yakından, çok
geçmeden.
ankasdin (A.) [
عن قصد ] kasıtlı olarak, bile bile.
ankebût (A.) [
عنکبوت ] ِrümcek.
ansamîmilkalb (A.) [
عن صميم القلب
] içtenlikle, canügِnülden.
anûd (A.) [
عنود ] inatçı.
âr (A.) [
عار ] utanma, ar.
ar’ar (A.) [ 1
[عرعر .anırma. 2.dikenli ardıç.
ârâ (F.) [
آرا ] süsleyen.
ârâ’ (A.) [
آراء ] oylar.
arâ’is (A.) [
عرائس ] gelinler.
28
arab (A.) [
عرب ] arap
arabî (A.) [
عربی ] arapça.
arak (A.) [ 1
[عرق .ter. 2.rakı.
arakçîn (A.-F.) [
عرقچين ] takke kavuk altı takkesi.
arakdâr (A.-F.) [
عرقدار ] terli.
arakıyye (A.) [
عرقيه ] derviş külahı.
ârâm (F.) [ 1
[آرام .dinlenme. 2.yerleşme.
ârâm etmek yerleşmek
ârâmbahş (F.) [
آرام بخش ] dinlendiren, huzur veren.
ârâmgâh (F.) [ 1
[آرامگاه .dinlenme yeri. 2.mezar.
ârâmiş (F.) [ 1
[آرامش .dinlenme. 2.huzur.
ârâste (F.) [
آراسته ] süslenmiş, süslü.
ârâyiş (F.) [ 1
[آرایش .süs. 2.süslenme.
araz (A.) [ 1
[عرض .işaret, belirti. 2.tesadüf.
arâzî (A.) [
اراضی ] yerler, arazi.
arbede (A.) [
عربده ] kavga.
arbedecû (A.-F.) [
عربده جو ] kavgacı.
ard (F.) [
آرد ] un.
ardbîz (F.) [
آردبيز ] elek.
arefe (A.) [
عرفه ] arife, bayramdan ِnceki gün.
ârız (A.) [ 1
[عارض .yanak. 2.gelen. 3.engel.
ârızî (A.) [
عارضی ] geçici.
ârî (A.) [ 1
[عاری .çıplak. 2.uzak, uzakta,
soyutlanmış.
29
ârî (F.) [
آری ] evet.
ârif (A.) [
عارف ] bilen, arif, irfan sahibi.
âriyyet (A.) [
عاریت ] ِdünç.
arîz (A.) [
عریض ] geniş, genişlemesine.
arman (F.) [ 1
[آرمان .ِzlem. sıkıntı.
arsa (A.) [
عرصه ] yer, meydan.
arş (A.) [ 1
[عرش .gِk. 2.taht. 3.çardak.
arşa (A.) [
عرشه ] güverte.
arûs (A.) [ ] gelin.
arz (A.) [ 1
[ارض .yer. 2.dünya, yeryüzü.
arz (A.) [ 1
[عرض .genişlik, en. 2.enlem.
arz (A.) [
عرض ] sunma, arzetme.
arzan (A.) [
ارضا ] enine, genişliğine.
arzıhâl (A.) [
ارض حال ] dilekçe.
ârzû (F.) [
آرزو ] istek, heves.
asâ (A.) [ 1
[عصا .değnek, sopa. 2.derviş değneği.
âsâ (F.) [
آسا ] gibi.
asab (A.) [
عصب ] sinir.
asabî (A.) [
عصبی ] sinirli.
asabiyülmizac (A.) [
عصبی المزاج ] asabî
mizaçlı.
asabiyyet (A.) [
عصبيت ] sinirlilik.
âsaf (A.) [ 1
[آصف .vezir. Hz. Süleyman’ın veziri.
asâkir (A.) [
عساکر ] askerler.
30
asalet (A.) [
اصالت ] asillik.
asamm (A.) [
اصم ] sağır.
âsân (F.) [
آسان ] kolay.
âsâr (A.) [ 1
[آثار .izler. 2.eserler.
âsâyiş (F.) [ 1
[آسایش .huzur. 2.güvenlik.
âsâyiş berkemâl [
آسایش برکمال
] her yerde huzur hakim.
asdika (A.) [
اصدقا ] gerçek dostlar.
asel (A.) [
عسل ] bal.
ases (A.) [
عسس ] gece bekçisi.
asfer (A.) [ 1
[اصفر .sarı. 2.soluk benizli.
asgar (A.) [
اصغر ] en küçük.
asgarî (A.) [
اصغری ] en az.
ashâb (A.) [ 1
[اصحاب .dostlar, arkadaşlar. 2.sahipler.
âsım (A.) [ 1
[عاصم .günahtan sakınan. 2.iffetli.
asır ba’de asır
(A.) [ عصر بعد عصر ]
asırlarca, yüzyıllarca.
âsî (A.) [ 1
[عاصی .isyancı. 2.günahkâr.
âsîb (F.) [
آسيب ] felaket, bela, zarar.
asîl (A.) [ 1
[اصيل .sağlam. 2.soylu.
asîlzâde (A.-F.) [
اصيل زاده ] soylu çocuğu,
asilzade.
asîr (A.) [
عصير ] ِzsuyu, usare.
âsitan (F.) [
آستان ] eşik.
âsiyâ (F.) [
آسيا ] değirmen.
âsiyâb (F.) [
آسياب ] değirmen.
31
asker (A.) [
عسکر ] asker, er.
asl (A.) [ 1
[اصل .asıl. 2.kِk. 3.gerçek.
asla (A.) [
اصلا ] hiçbir zaman.
aslî (A.) [
اصلی ] asıl.
aslünesl (A.-F.) [
اصل و نسل ] soy sop.
âsmân (F.) [
آسمان ] gِk, gِkyüzü.
âsmânî (F.) [ 1
[آسمانی .gِkyüzüne ait. 2.melek.
3.açık mavi.
asnâm (A.) [ 1
[اصنام .putlar. 2.dilberler.
asr (A.) [ 1
[عصر .yüzyıl. 2.ikindi vakti.
asrî (A.) [
عصری ] modern.
âstân (F.) [ 1
[آستان .eşik. 2.tekke.
âstâne (F.) [ 1
[آستانه .eşik. 2.başkent.
3.tekke. 4.İstanbul.
âster (F.) [
آستر ] astar.
âstîn (F.) [
آستين ] yen.
âsûde (F.) [
آسوده ] rahat, huzurlu.
âsûdegî (F.) [
آسودگی ] huzur.
âsûdehâtır (F.-A.) [
آسوده خاطر ] gِnlü
rahat, huzurlu.
âsüman (F.) [
آسمان ] gِkyüzü.
âş (F.) [ 1
[آش .yemek. 2.aşûre.
âşâm (F.) [
آشام ] içen.
aşer (A.) [
عشر ] on.
aşere (A.) [
عشره ] onlar.
aşhâne (F.) [
آشخانه ] mutfak.
32
âşık (A.) [
عاشق ] aşık.
âşıkân (A.-F.) [
عاشقان ] aşıklar.
âşifte (F.) [ 1
[آشفته .perişan. 2.iffetsiz kadın.
âşikâr (F.) [
آشکار ] açık, belli, aşikâr.
âşikâr etmek ortaya
çıkarmak, belli etmek.
âşikâr olmak ortaya
çıkmak, belli olmak.
âşikâre (F.) [
آشکاره ] açık, belli.
âşina (F.) [ 1
[آشنا .tanıdık, bildik. 2.bilen.
âşir (A.) [
عاشر ] onuncu.
aşîr (A.) [
عشير ] onda bir.
âşiren (A.) [
عاشرا ] onuncusu.
âşiyân (F.) [ 1
[آشيان .yuva. 2.ev.
aşk (A.) [
عشق] [عشق ] aşk.
âşkâr (F.) [ 1
[آشکار .açık, belli, aşikâr.
âşkârâ (F.) [
آشکارا ] açık, belli, aşikâr.
âşnâ (F.) [
آشنا ] tanıdık, dost, aşina.
âşnâyân (F.) [
آشنایان ] tanıdıklar,
dostlar.
âşnâyî (F.) [ 1
[آشنایی .dostluk. 2.bilme, haberdarlık.
âşpez (F.) [
آشپز ] aşçı.
aşre (A.) [
عشره ] on.
âşûb (F.) [ 1
[آشوب .kargaşa.
2.karıştırıcı.
âşûbengîz (F.) [
آشوب انگيز ] kargaşa
çıkaran.
âşûrâ (A.) [
عاشورا ] aşûre.
33
âşüfte (F.) [ 1
[آشفته .iffetsiz kadın. 2.perişan.
âşüftedil (F.) [
آشفته دل ] gِnlü perişan.
ât (A.) [ ات ]
çoğul eki -ler, -lar.
at’ime (A.) [
اطعمه ] taamlar, yiyecekler.
atâ (A.) [
عطاء ] bağış, ihsan, bahşiş.
atâbahş (A.-F.) [
عطا بخش ] bahşiş veren, ihsanda
bulunan.
atâlet (A.) [ 1
[عطالت .durgunluk. 2.tembellik.
ataş (A.) [
عطش ] susuzluk.
atâyâ (A.) [
عطایا ] bağışlar, ihsanlar,
bahşişler.
atebât (A.) [ 1
[عتبات .eşikler. 2.şiîlerin ziyaret
yerleri Necef, Kerbela, Kâzımiye.
atebe (A.) [
عتبه ] eşik.
ateh (A.) [
عته ] bunama.
ateh getirmek bunamak.
âteş (F.) [
آتش ] ateş.
âteşbâr (F.) [
آتش بار ] ateş yağdıran.
âteşbâz (F.) [
آتشباز ] fişekçi.
âteşdân (F.) [ 1
[آتشدان .mangal. 2.ocak.
âteşdem (F.) [
آتش دم ] acı sِzlü.
âteşefrûz (F.) [
آتش افروز ] ateş yakan.
âteşfâm (F.) [ 1
[آتش فام .ateş rengi.
2.kırmızı.
âteşfeşân (F.) [
آتش فشان ] ateş saçan.
âteşgâh (F.) [
آتشگاه ] ateşkede, ateşperest
tapınağı.
âteşgede (F.) [
آتشگده ] ateşkede, ateşperest
tapınağı.
34
âteşgîre (F.) [ 1
[آتش گيره .maşa. 2.çıra.
âteşgûn (F.) [
آتش گون ] ateş rengi,
kırmızı.
âteşî (F.) [ 1
[آتشی .ateşli. 2.ِfkeli, kızgın.
3.acı, dokunaklı. 4.cehennemlik.
âteşîn (F.) [ 1
[آتشين .ateşli. 2.hararetli.
âteşkâr (F.) [
آتش کار ] külhancı, ateşçi.
âteşmizâc (F.-A.) [
آتش مزاج ] sert mizaçlı.
âteşpâre (F.) [
آتش پاره ] kıvılcım.
âteşperest (F.) [
آتش پرست ] ateşe tapan,
ateşperest.
atf (A.) [ 1
[عطف .eğme. 2.bağlaç. 3.çevirme,yِneltme.
atfen (A.) [
عطفا ] atıfta bulunarak,
atfetmek yِneltmek,
vermek.
âtıf (A.) [ 1
[عاطف .şefkatli. 2.meyleden. 3.bağlayan.
âtıfet (A.) [
عاطفت ] şefkat gِsterme.
âtıfetkâr (A.-F) [
عاطفتکار ] şefkat
gِsteren, gِzeten.
âtıl (A.) [ 1
[عاطل .yararsız. 2.tembel.
âtî (A.) [ 1
[آتی .gelecek.
âtîdeki (A.-T.) [ ]
ilerideki, aşağıdaki, gelecek olan.
atîk (A.) [ 1
[عتيق .eski, antik. 2.asil. 3.ِzgür.
atîka (A.) [ 1
[عتيقه .eski, antik. 2.asil. 3.ِzgür.
atîkiyyât (A.) [
عتيقيات ] arkeoloji.
âtiye (A.) [
آتيه ] gelecek.
âtiyen (A.) [ 1
[آتيا .gelecekte. 2.aşağıda
gِrüleceği gibi.
âtiyülbeyân (A.) [
آتی البيان ]
aşağıda açıklanacak olan.
35
âtiyüzzikr (A.) [
آتی الذکر ]
aşağıda zikredilecek olan.
atiyyât (A.) [
عطيات ] bağışlar, ihsanlar.
atiyye-i seniyye [
عطيهء سنيه ] padişah
tarafından verilen hediye.
atlas (A.) [ 1
[اطلس .atlas kumaş. 2.büyük harita, dünya
haritası.
atnâb (A.) [ 1
[اطناب .ipler. 2.çadır ipleri. 3.ağaç
kِkleri.
ats (A.) [
عطس ] hapşırma, aksırma.
atse (A.) [
عطسه ] hapşırık, aksırık.
atş (A.) [
عطش ] susuzluk.
atşân (A.) [
عطشان ] susuz, susamış.
attar (A.) [
عطار ] attar, baharatçı.
attârî (A.-F.) [ 1
[عطاری .attarlık. 2.attar dükkanı.
atûfet (A.) [
عطوفت ] şefkat.
avâid (A.) [
عوائد ] gelirler.
avâkıb (A.) [ 1
[عواقب .sonuçlar. 2.sonlar.
avâlim (A.) [
عوالم ] âlemler, dünyalar.
avâm (A.) [
عوام ] halk tabakası.
avâmil (A.) [ 1
[عوامل .etkenler, faktِrler.
avâmpesend (A.-F.) [
عوام پسند ] halkın
beğendiği.
avân (A.) [
اوان ] zaman.
âvâre (F.) [
آواره ] aylak.
âvâreser (F.) [
آواره سر ] aylak.
avârız (A.) [ 1
[عوارض .belalar. 2.engeller. 3.geçici vergi.
avârif (A.) [
عوارف ] bilginler, arifler.
36
âvâz (F.) [
آواز ] ses.
âvâze (F.) [ 1
[آوازه .bağırma. 2.ün.
avdet (A.) [
عودت ] geri dِnüş.
avdet etmek dِnmek.
avene (A.) [
عونه ] yardakçılar, avene.
âvîze (F.) [
آویزه ] asılı.
avn (A.) [
عون ] yardım.
avrât (A.) [
عورات ] kadınlar.
avret (A.) [
عورت ] kadın.
âyâ (F.) [
آیا ] acaba.
ayân (A.) [
عيان ] açık, belli, aşikâr.
ayâr (A.) [
عيار ] ayar.
âyât (A.) [
آیات ] ayetler.
ayb (A.) [
عيب ] ayıp.
âyet (A.) [ 1
[آیت .ayet. 2.işaret.
âyîn (F.) [ 1
[آیين .tِren. 2.ayin. 3.din.
âyine (F.) [
آینه ] ayna.
âyînhân (F.) [
آیين خوان ] ayin okuyan.
ayn (A.) [ 1
[عين .gِz. 2.tıpkı. 3.ayın harfi.
aynen (A.) [
عينا ] tıpkı, aynen, olduğu gibi.
ayniyye (A.) [ 1
[عينيه .taşınabilir değerli
eşya. 2.gِz hastalıkları bِlümü.
ayniyyet (A.) [
عينيت ] aynılık.
aynülyakîn (A.) [
عين اليقين ] kesin, kesin
bilgi.
37
ayş (A.) [
عيش ] yaşama, keyif alma, gününü gün etme.
ayyâr (A.) [ 1
[عيار .kurnaz. 2.düzenbaz.
ayyârî (A.-F.) [ 1
[عياری .kurnazlık. 2.düzenbazlık.
azâb (A.) [
عذاب __________] azap.
azab (A.) [
عزب ] bekar.
azâbengiz (A.-F.) [
عذاب انگيز ] azap veren.
âzâd (F.) [
آزاد ] ِzgür.
âzâde (F.) [
آزاده ] ِzgür.
âzâdî (F.) [
آزادی ] ِzgürlük.
azamet (A.) [ 1
[عظمت .büyüklük, ululuk. 2.çalım.
âzâr (F.) [ 1
[آزار .incitme. 2.inciten.
azdâd (A.) [
اضداد ] zıtlar, karşıtlar.
âzer (F.) [ 1
[آذر .ateş. 2.آzer ayı.
âzerâsâ (F.) [ 1
[آذرآسا .ateş gibi. 2.ateş rengi.
azil (A.) [
عزل ] gِrevden alma.
âzim (A.) [
عازم ] kararlı.
azîm (A.) [
عظيم ] büyük.
azîmet (A.) [
عزیمت ] gitme, yola çıkma.
azimet etmek gitmek.
aziz (A.) [
عزیز ] değerli, saygın.
azîzan (A.-F.) [
عزیزان ] değerliler.
azîze (A.) [ 1
[عزیزه .sevgili. 2.saygın.
azl (A.) [
عزل ] gِrevden alma.
38
azm (A.) [ 1
[عزم .azim. 2.niyet.
azm (A.) [
عظم ] kemik.
âzmâyiş (F.) [
آزمایش ] deneme, sınama.
âzmend (F.) [
آزمند ] hırslı.
azrâ (A.) [
عذرا ] bâkire.
azrâil (A.) [
عزدائيل ] Azrail.
azrar (A.) [
اضرار ] zararlar.
azulât (A.) [
عضلات ] adaleler.
âzürde (F.) [
آزرده ] incinmiş, gücenmiş.
39
B
bâ (F.) [ 1 [با
.ile. 2.sahip.
ba’de (A.) [
بعد ] sonra.
ba’dehu (A.) [
بعده ] daha sonra, ondan sonra.
ba’delmîlâd (A.) [
بعدالميلاد ]
milattan sonra, İsa’dan sonra.
ba’demâ (A.) [
بعدما ] bundan bِyle.
ba’dezin (A.-F.) [
بعدازاین ] bundan sonra, bundan
bِyle.
ba’s (A.) [
بعث ] diriliş.
ba’süba’delmevt (A.) [
بعث بعد الموت
] ِlümden sonra diriliş.
ba’zan (A.) [
بعضا ] bazen, kimi zaman.
bâb (A.) [ 1
[باب .kapı. 2.konu. 3.bِlüm.
bâbâ (F.) [ 1
[بابا .baba. 2.ata.
bâbâyâne (F.) [
بابایانه ] babaca, babacan.
bâbûne (F.) [
بابونه ] babuna, papatya.
bâc (F.) [ 1
[باج .haraç. 2.vergi. 3.gümrük vergisi.
bâcgîr (F.) [
باجگير ] vergi memuru.
bâd (F.) [ 1
[باد .rüzgar, yel. 2.defa, kez. 3.yük. 4.olsun.
bâdâm (F.) [
بادام ] badem.
bâdbân (F.) [
بادبان ] yelken.
40
bâdbedest (F.) [
بادبدست ] eli boş, züğürt.
bâdbîz (F.) [
بادبيز ] yelpaze.
bâde (F.) [ 1
[باده .içki. 2.şarap.
bâdefürûş (F.) [
باده فروش ] meyhaneci.
bâdehâr (F.) [
باده خوار ] içki içen.
bâdekeş (F.) [
باده کش ] şarap içen.
bâdenûş (F.) [
باده نوش ] içki içen.
bâdî (A.) [
بادی ] sebep olan, yol açan.
bâdî olmak sebep olmak, yol
açmak.
bâdire (A.) [
بادره ] tehlikeli olay, felaket.
bâdiye (A.) [
بادیه ] çِl.
bâğ (F.) [ باغ
] bahçe, bağ.
bağal (F.) [
بغل ] koltuk.
bâğbân (F.) [
باغبان ] bahçıvan.
bâğçe (F.) [
باغچه ] bahçe.
bağçevan (F.) [
باغچوان ] bahçıvan.
bağteten (A.) [
بغتة ] ansızın, birdenbire.
bâh (A.) [
باه ] cinsel güç.
bahâ (F.) [
بها ] değer, kıymet.
bâhaber (F.-A.) [
باخبر ] haberli, haberdar.
bahâdar (F.) [
بهادار ] kıymetli.
bahâdır (F.) [
بهادر ] yiğit.
bahâne (F.) [ 1
[بهانه .bahane. 2.sebep.
41
bahânecû (F.) [
بهانه جو ] bahaneci.
bahâr (F.) [ 1
[بهار .ilkbahar. 2.bahar. 3.baharat.
bahârî (F.) [
بهاری ] ilkbahar ile ilgili.
bahâyim (A.) [
بهایم ] dِrt ayaklı hayvanlar.
bahîl (A.) [
بخيل ] cimri.
bâhired (F.) [
باخرد ] akıllı.
bâhis (A.) [
باحث ] bahseden, sِz eden.
bahis (A.) [ 1
[بحث .konu. 2.tartışma.
bahr -i siyâh [
بحر سياه ] Karadeniz.
bahr (A.) [ بحر
] deniz.
bahr -i ahdar [
بحر احضر ] Hint Okyanusu.
bahr -i ahmer [
بحر احمر ] Kızıldeniz.
bahr -i hazer [
بحر خزر ] Hazar Denizi.
bahr -i kulzum [
بحر قلزم ] Kızıldeniz.
bahr -i muhît-i atlasî [
بحر محيط
اطلسی ] Atlas Okyanusu.
bahr -i muhît-i kebîr [
بحر محيط کبير
] Büyük Okyanus.
bahr -i mutavassıt [
بحر متوسط ] Akdeniz.
bahs (A.) [ 1
[بحث .konu. 2.tartışma.
bahs edilmek ele
alınmak, sِz edilmek.
bahs etmek ele almak,
sِz etmek.
bahş (F.) [
بخش ] bağışlayan.
bahş edilmek
1.bağışlanmak. 2.verilmek.
bahş etmek
1.bağışlamak. 2.vermek.
42
bahşâyiş (F.) [ 1
[بخشایش .bağışlama.
2.bağış, ihsan.
bahşiş (F.) [ 1
[بخشش .bağış. 2.bahşiş.
baht (F.) [
بخت ] talih.
bahtiyârî (F.) [
بختياری ] bahtiyarlık.
bâhûr (A.) [
باخور ] aşırı sıcak.
bâhusus (F.-A.) [
باخصوص ] hele hele, ِzellikle.
baîd (A.) [
بعيد ] uzak.
bâis (A.) [
باعث ] yol açan, sebep olan.
bâis olmak yol açmak, sebep
olmak.
bâjurnal (F.-Fr.) [
باژورنال ] tutanak ile.
bâk (F.) [
باک ] korku.
bakâyâ (A.) [
بقایا ] geriye kalanlar.
bakıyye (A.) [
بقيه ] geriye kalan, bakiye.
bâkî (A.) [ 1
[باقی .kalıcı, ِlümsüz. 2.artan, geri
kalan.
bâkir (A.) [
باکر ] el sürülmemiş.
bâkire (A.) [
باکره ] kızoğlan kız.
bâl (F.) [
بال ] kanat.
bâlâ (F.) [ 1
[بالا .yukarı, üst. 2.boy.
bâlâbülend (F.) [
بالابلند ] uzun boylu.
bâlâhâne (F.) [
بالاخانه ] tavan arası,
çatı.
bâlâpervaz (F.) [
بالاپرواز ] yükseklerden
uçan.
bâliğ (A.) [ 1
[بالغ .erişkin. 2.tutan, varan.
bâliğ olmak
1.erişkin olmak. 2.tutmak, ulaşmak, varmak
43
bâlîn (F.) [ 1
[بالين .başucu. 2.yastık.
bâliş (F.) [
بالش ] yastık.
bâm (F.) [
بام ] dam, çatı.
bâmazbata (F.-A.) [
بامضبطه ] tutanak ile.
bâmdâd (F.) [
بامداد ] sabah, sabahleyin.
bâmukâvele (F.-A.) [
بامقاوله ] sِzleşme
ile, sِzleşmeli.
bâng (F.) [ 1
[بانگ .ses. 2.haykırış.
bânû (F.) [ 1
[بانو .bayan. 2.büyük hanım.
bâr (F.) [ 1
[بار .yük. 2.defa, kez. 3.Tanrı. 4.meyva.
5.yağdıran.
bâr vermek meyva vermek.
bârân (F.) [
باران ] yağmur.
bârapor (F.-Fr.) [
باراپور ] rapor ile birlikte,
raporlu.
bârber (F.) [
باربر ] hamal.
bâre (F.) [ 1
[باره .defa. 2.sur.
bârgâh (F.) [ 1
[بارگاه .yüksek huzur, padişah huzuru.
2.otağ.
bârgîr (F.) [
بارگير ] beygir.
bârî (F.) [
باری ] hiç olmazsa, en azından.
bârid (A.) [
بارد ] soğuk.
bârîk (F.) [
باریک ] ince.
bârika (A.) [
بارقه ] şimşek.
bâriz (A.) [
بارز ] belirgin.
bârû (F.) [ بارو
] burç, hisar burcu.
bârver (F.) [ 1
[بارور .verimli. 2.meyvalı.
44
basar (A.) [ 1
[بصر .gِrme. 2.gِrme yetisi.
basîret (A.) [
بصيرت ] gِrüş, ileriyi gِrme
gücü.
basît (A.) [ 1
[بسيط .sade. 2.kolay.
bast (A.) [
بسط ] yayma.
batâet (A.) [
بطائت ] ağırlık,
yavaşlık.
bâtakrîr (F.-A.) [
باتقریر ] rapor halinde.
bâtıl (A.) [ 1
[باطل .hükümsüz. 2.boş.
batın (A.) [ 1
[بطن .karın. 2.kuşak, nesil.
bâtınen (A.) [
باطنا ] işin iç yüzünde.
batî (A.) [
بطی ] ağır, yavaş.
batn (A.) [ 1
[بطن .karın. 2.kuşak, nesil.
batt (A.) [ بط ]
kaz.
battal (A.) [ 1
[بطال .yiğit. 2.kِhnemiş. 3.hantal.
bâvekar (F.-A.) [
باوقار ] ağırbaşlı.
bâyi (A.) [
بایع ] satıcı.
bayrakdâr (A.-F.) [
بيدقدار ] bayraktar, sancaktar.
baytâr (A.) [
بيطار ] veteriner.
bâz (F.) [ 1
[باز .tekrar. 2.açık. 3.doğan.
bazargâh (F.) [
بازارگاه ] pazar yeri.
bazen (A.) [
بعضا ] kimi zaman
bazı (A.) [
بعض ] kimi.
bâzî (F.) [
بازی ] oyun.
bâzîçe (F.) [
بازیچه ] oyuncak.
45
bâzû (F.) [ 1
[بازو .kol. 2.güç.
be’s (A.) [
بأس ] zarar, kِtü yan.
bebr (F.) [
ببر ] kaplan.
becâ (F.) [
بجا ] yerinde.
becâyiş (F.) [
بجایش ] yer değişimi.
beççe (F.) [ 1
[بچه .çocuk. 2.yavru.
bed (F.) [ بد ]
kِtü.
bed’ etmek başlamak.
bedahd (F.-A.) [
بدعهد ] sِzünde durmayan.
bedâheten (A.) [
بداهة ] düşünmeden.
bedahlâk (F.-A.) [
بداخلاق ] ahlaksız.
bedâvâz (F.) [
بدآواز ] kِtü sesli.
bedâvet (A.) [ 1
[بداوت .gِçebelik. 2.bedevîlik.
bedâyi’ (A.) [
بدایع ] yeni ve güzel şeyler.
bedbaht (F.) [
بدبخت ] tahilsiz.
bedbaht etmek mutsuz etmek.
bedbîn (F.) [
بدبين ] kِtümser, karamsar.
bedbû (F.) [ بدبو
] kِtü kokulu.
bedcins (F.-A.) [
بدجنس ] kِtü cinsli, cinsi bozuk.
bedçeşm (F.) [
بدچشم ] kِtü gِzlü.
beddil (F.) [
بددل ] ِdlek.
bedduâ (F.-A.) [
بددعا ] ilenç.
bedelât (A.) [
بدلات ] bedeller.
46
bedendîş (F.) [
بداندیش ] kِtü düşünceli.
bedenen (A.) [
بدنا ] vücutça.
bedestân (F.) [
بزستان ] bedesten.
bedevî (A.) [
بدوی ] çِl arabı.
bedeviyyet (A.) [ 1
[بدویت .gِçebelik. 2.bedevîlik.
bedfercâm (F.) [
بدفرجام ] kِtü sonlu.
bedgû (F.) [
بدگو ] dedikoducu.
bedgüher (F.) [
بدگهر ] kalbi bozuk, mayası bozuk.
bedhâh (F.) [
بدخواه ] birinin kِtülüğünü
isteyen, kِtü niyetli.
bedhû (F.) [
بدخو ] huysuz, kِtü huylu.
bedî’ (A.) [
بدیع ] güzel, yepyeni.
bedîa (A.) [
بدیعه ] yepyeni şey.
bedîhe (A.) [
بدیهه ] düşünmeden.
bedîhî (A.) [
بدیهی ] kuşkusuz.
bedkâr (F.) [
بدکار ] kِtü hareketli.
bedlikâ (F.-A.) [
بدلقا ] çirkin.
bedmâye (F.) [
بدمایه ] mayası bozuk.
bedmest (F.) [
بدمست ] içip içip dağıtan.
bedmestî (F.) [
بدمستی ] içip içip dağıtma.
bedmestlik (F.-T.) [ed+mes]
içip içip dağıtma.
bedmestlik etmek içip için
dağıtmak.
bedmihr (F.) [
بدمهر ] sevgisiz.
bednâm (F.) [
بدنام ] adı kِtüye
çıkmış.
47
bednigâh (F.) [
بدنگاه ] kِtü gِzlü, kِtü
bakışlı.
bednihâd (F.) [
بدنهاد ] kِtü
yaratılışlı, soysuz.
bedr (A.) [
بدر ] dolunay.
bedre (A.) [
بدره ] para kesesi.
bedreftâr (F.) [
بدرفتار ] kِtü
davranışlı.
bedreka (F.) [ 1
[بدرقه .uğurlama, yolcu etme.
2.kılavuz.
bedrûd (F.) [
بدرود ] veda.
bedsigâl (F.) [
بدسگال ] kِtü düşünceli.
bedsîret (F.-A.) [
بدسيرت ] ahlaksız.
bedsirişt (F.) [
بدسرشت ] kِtü
yaratılışlı, mayası bozuk.
bedter (F.) [
بدتر ] daha kِtü, beter.
bedtıynet (F.-A.) [
بدطينت ] tıynetsiz, karaktersiz.
bedzebân (F.) [
بدزبان ] ağzı bozuk.
bedzehre (F.) [
بدزهره ] ِdlek.
begâyet (F.-A.) [
بغایت ] çok, son derece.
behâ (F.) [
بها ] değer, kıymet.
behbûd (F.) [
بهبود ] sağlık.
behcet (A.) [ 1
[بهجت .sevinç. 2.güzellik.
behem (F.) [
بهم ] birlikte, beraber.
behemehâl (F.-A.) [
بهه حال ] her halükârda, mutlaka, ne olursa
olsun.
beher (F.) [
بهر ] her, her biri.
behic (A.) [
بهيج ] güleryüzlü.
behîmî (A.) [
بهيمی ] hayvanî.
48
behîmiyyet (A.) [
بهيميت ] hayvanlık.
behişt (F.) [
بهشت ] cennet.
behiştî (F.) [
بهشتی ] cennetlik.
behiyye (A.) [
بهيه ] güzel.
behmân (F.) [
بهمان ] falan, filan.
behre (F.) [
بهره ] nasip.
behremend (F.) [ 1
[بهرمند .hisse sahibi. 2.yararlanan.
beht (A.) [
بهت ] şaşkınlık.
behte uğramak
şaşakalmak, şaşkınlığından donakalmak.
bekâ (A.) [
بقا ] kalıcılık.
bekâm (F.) [
بکام ] muradına ermiş.
bekâm olmak muradına
ermek.
bekâya (A.) [
بقایا ] geriye kalanlar; kalıntılar.
bekrî (A.) [
بکری ] içki düşkünü.
beksimat (F.) [
بکسمات ] peksimet.
bel (A.) [ بل ]
belki.
bel’ (A.) [ 1
[بلع .yutma. 2.yutulma.
bel’ edilmek yutulmak.
bel’ etmek yutmak.
belâ (A.) [
بلا ] felaket, musibet.
belâ (A.) [
بلی ] evet.
belâdet (A.) [
بلادت ] dangalaklık.
belâdîde (A.-F.) [
بلادیده ] belaya
uğramış.
49
belâgat (A.) [
بلاغت ] kusursuz sِz sِyleme
belâhet (A.) [
بلاهت ] eblehlik.
belâyâ (A.) [
بلایا ] belalar.
belde (A.) [ 1
[بلده .kent. 2.diyar, memleket.
beled (A.) [ 1
[بلد .kent. 2.memleket.
beledî (A.) [
بلدی ] kentli.
belediyye (A.) [
بلدیه ] belediye.
belî (A.) [
بلی ] evet.
belîğ (A.) [ 1
[بليغ .fasih konuşan. 2.fasih, düzgün.
beliyyât (A.) [
بليات ] belalar.
belki (F.-A.) [
بلکه ] olabilir, belki.
belût (A.) [ 1
[بلوط .pelit, palamut. 2.meşe.
benâdir (A.<F.) [
بنادر ] limanlar.
benâm (F.) [ 1
[بنام .ünlü. 2.adında.
benân (A.) [ 1
[بنان .parmaklar. 2.parmak uçları.
benât (A.) [
بنات ] kızlar.
bend (F.) [ 1
[بند .bağ. 2.zincir. 3.boğum. 4.bend, fıkra.
4.baraj, su bendi.
bend olmak bağlanmak.
bende (F.) [ 1
[بنده .kul. 2.kِle.
bendegân (F.) [ 1
[بندگان .kullar. 2.kِleler.
bendegî (F.) [ 1
[بندگی .kulluk. 2.kِlelik.
bendehâne (F.) [
بنده خانه ] benim evim.
bender (F.) [
بندر ] liman.
50
bendergâh (F.) [
بندرگاه ] rıhtım.
bendezâde (F.) [ 1
[بنده زاده .kِle
çocuğu. 2.benim çocuğum.
benefşe (F.) [
بنفشه ] menekşe.
benefşî (F.) [
بنفشی ] mor.
beng (F.) [
بنگ ] esrar.
bengî (F.) [
بنگی ] esrarkeş.
benî (A.) [
بنی ] oğullar.
benîâdem [
بنی آدم ] insanlar, Adem
oğulları.
benîisrâîl ı [
بنی اسرائيل ]
İsrailoğulları.
bennâ (A.) [
بناء ] yapı ustası.
benû (A.) [
بنو ] oğullar.
ber (F.) [ 1 [بر
.üzeri. 2.üzere. 3.gِğüs. 4.meyva.
berâ’et (A.) [
برائت ] aklanma.
berâ’et etmek aklanmak.
berâber (F.) [ 1
[برابر .birlikte. 2.eşit.
berâberî (F.) [ 1
[برابری .birliktelik. 2.eşitlik.
berâhîn (A.) [
براهين ] deliller, kanıtlar.
berâyı (F.) [
برای ] için.
berâyı malûmât [
برای معلومات
] bilgi edinmek için, bilgi vermek için, bilgi sahibi
olmak için.
berbâd (F.) [ 1
[برباد .mahvolmuş. 2.kِtü, pis,
berbat.
bercâ (F.) [
برجا ] yerinde, uygun.
berceste (F.) [
برجسته ] seçkin, seçme.
51
berd (A.) [
برد ] soğuk.
berde (F.) [
برده ] kِle.
berdevâm (F.-A.) [
بردوام ] sürekli, devam eden.
berdülacuz (A.) [
بردالعجوز ] kocakarı
soğuğu.
bere (F.) [
بره ] kuzu.
berehne (F.) [
برهنه ] çıplak.
berekât (A.) [
برکات ] bereketler.
bereket (A.) [ 1
[برکت .bolluk. 2.uğur.
berevât (A.) [
بروات ] beratlar.
berf (F.) [
برف ] kar.
berfîn (F.) [
برفين ] karlı.
berg (F.) [
برگ ] yaprak.
bergüzâr (F.) [
برگذار ] hatıra, hediye, yadigâr.
berhâne (F.) [
برخانه ] harap vaziyetteki ev.
berhayât (F.-A.) [
برحيات ] hayatta olan, sağ.
berhayât bulunmak
yaşamak, hayatta olmak.
berhürdâr (F.) [
برخوردار ] mutlu, muradına
ermiş.
berî (A.) [
بری ] arınmış, temiz, uzak.
berîd (A.) [ 1
[برید .ulak. 2.postacı.
berîn (F.) [
برین ] yüksek, yüce.
berk (A.) [
برق ] şimşek.
berkarâr (F.-A.) [
برقرار ] yerinde duran, karar eden.
berkarâr olmak devam etmek,
kalmak.
52
berkemâl (F.-A.) [
بزکمال ] en iyi şekilde, mükemmel.
bermâh (F.) [
برماه ] matkap, burgu.
bermu’tâd (F.-A.) [
برمعتاد ] alışıldığı
gibi, mutâd olduğu üzere.
bermûcib-i (F.-A.) [
برموجب ] uyarınca, gereğince.
bernâ (F.) [
برنا ] genç.
berpâ (F.) [
برپا ] ayakta.
berr (A.) [ 1
[بر .toprak. 2.kara. 3.kıta.
berrak (A.) [
براق ] duru.
berren (A.) [
برا ] kara yolu ile.
berrî (A.) [ بری
] kara ile ilgili.
bersâbık (F.-A.) [
برسابق ] eskiden olduğu gibi.
bertaraf (F.-A.) [ 1
[برطرف .bir yana. 2.giderilmiş.
bertaraf etmek gidermek.
bertaraf olmak giderilmek.
berter (F.) [
برتر ] daha üstün.
berterîn (F.) [
برترین ] en üstün.
bervech-i (F.-A.) [
بروجه ] gibi.
berzah (A.) [ 1
[برزخ .cehennem. 2.dil, kara uzantısı.
3.sorun, dert.
berzger (F.) [
برزگر ] çiftçi.
bes (F.) [ 1 [بس
.yeterli. 2.çok.
besâ (F.) [
بسا ] nice.
besâtîn (A.) [
بساتين ] bahçeler.
besend (F.) [
بسند ] yeterli.
53
besende (F.) [
بسنده ] yeterli.
beserüçeşm (F.) [
بسر و چشم ] başüstüne,
başım gِzüm üstüne.
besî (F.) [
بسی ] birçok.
besîm (A.) [
بسيم ] güleç.
beste (F.) [ 1
[بسته .kapalı. 2.beste.
bestekâr (F.) [
بسته کار ] besteci.
bestenigâr (F.) [
بسته نگار ] Türk mûsikîsinde
bir makam adı.
beşâret (A.) [
بشارت ] müjde.
beşer (A.) [ 1
[بشر .insan. 2.insanlık.
beşere (A.) [
بشره ] deri, dış deri.
beşerî (A.) [
بشری ] insanlıkla ilgili, insanî.
beşeriyyât (A.) [
بشریات ] antropoloji.
beşeriyyet (A.) [
بشریت ] insanlık.
beşîr (A.) [
بشير ] müjdeci.
beşûş (A.) [
بشوش ] güleç.
beşûşâne (A.-F.) [
بشوشانه ] güleryüzle.
betâet (A.) [
بطائت ] ağırlık,
yavaşlık.
beter (F.) [
بدتر ] daha kِtü, beter, şiddetli.
bevl (A.) [ 1
[بول .idrar. 2.işeme.
bevlî (A.) [
بولی ] idrar ile ilgili.
bevliyye (A.) [
بوليه ] üroloji.
bevvâb (A.) [
بواب ] kapıcı.
bevvâbîn (A.) [
بوابين ] kapıcılar.
54
bey’ (A.) [
بيع ] satış.
beyâbân (F.) [
بيابان ] çِl.
beyân (A.) [
بيان ] açıklama, ifade etme, dile getirme.
beyân edilmek
açıklanmak, dile getirilmek.
beyân etmek açıklamak,
dile getirmek.
beyânât (A.) [
بيانات ] açıklamalar, demeç.
beyânnâme (A.-F.) [
بيان نامه ] bildirge.
beyâz (A.) [
بياض ] ak, beyaz.
beyhûde (F.) [
بيهوده ] boş, boşuna.
beyn (A.) [
بين ] ara, orta.
beynelmilel (A.) [
بين الملل ] uluslararası.
beyn-i (A.-F.) [
بين ] arasında, ortasında.
beynülmilel (A.) [
بين الملل ] uluslararası.
beyt (A.) [ 1
[بيت .ev. 2.konut. 3.beyit.
beytâr (A.) [
بيطار ] veteriner.
beytullah (A.) [
بيت الله ] Kâbe.
beytûtet (A.) [
بيتوتت ] geceleme.
beytülmal (A.) [ بيت
المال ] hazine, maliye hazinesi.
beyzâ (A.) [
بيضا ] bembeyaz, çok beyaz.
beyze (A.) [ 1
[بيضه .yumurta. 2.husye.
beyzî (A.) [
بيضی ] oval.
beze (F.) [ 1
[بزه .günah. 2.suç.
bezekâr (F.) [ 1
[بزه کار .günahkar. 2.suçlu.
55
bezir (A.) [
بذر ] tohum.
bezirgân (F.) [
بازرگان ] tüccar.
bezistân (A.-F.) [
بزستان ] bedesten.
bezle (A.) [
بذله ] şaka, latife.
bezlegû (A.-F.) [
بذله گو ] şakacı.
bezm (F.) [ 1
[بزم .eğlence meclisi. 2.içki meclisi.
bezmgâh (F.) [
بزمگاه ] eğlence yeri, eğlence
meclisi.
bezzaz (A.) [
بزبز ] manifaturacı, kumaşçı.
bi’r (A.) [
بئر ] kuyu.
bi’set (A.) [
بئثت ] gِnderiliş, Hz. Muhammed’in peygamber
olarak gِnderilişi.
bîaman (F.) [ بی
امان ] amansız.
bîâr (F.-A.) [
بی عار ] arsız.
bîbahâ (F.) [ بی
بها ] çok değerli, paha biçilmez.
bîbedel (F.-A.) [
بی بدل ] eşsiz, benzersiz.
bîbehre (F.) [
بی بهره ] nasipsiz.
bîcâ (F.) [
بيجا ] yersiz.
bîcan (F.) [ بی
جان ] cansız.
bîçâre (F.) [ 1
[بيچاره .çaresiz. 2.zavallı.
bîçâregân (F.) [ 1
[بيچارگان .çaresizler.
2.zavallılar.
bîçunuçirâ (F.) [ 1 [بی
چون و چرا .sorgusuz sualsiz.
2.Tanrı.
bîd (F.) [
بيد ] sِğüt.
bid’at (A.) [ 1
[بدعت .sonradan ortaya çıkma. 2.dinde yeni
getirilmiş şey.
bîdâd (F.) [
بيداد ] zulüm.
56
bîdâdger (F.) [
بيدادگر ] zalim.
bîdâr (F.) [
بيدار ] uyanık.
bîdârbaht (F.) [
بيداربخت ] talihli.
bidâyet (A.) [
بدایت ] başlangıç.
bidâyette (A.-T.) [d]
başlangıçta.
bîd-i mecnûn [
بيد مجنون ]
salkımsِğüt.
bîdil (F.) [
بيدل ] aşık.
bîdin (F.-A.) [
بی دین ] dinsiz.
bîedeb (F.-A.) [
بی ادب ] terbiyesiz, edepsiz.
bîeman (F.) [ بی
امان ] amansız.
bîendişe (F.) [
بی اندیشه ] düşünmeyen,
umursamayan.
bîgâne (F.) [
بيگانه ] yabancı.
bîgüman (F.) [
بی گمان ] kuşkusuz.
bîgünah (F.) [ 1
[بی گناه .günahsız. 2.suçsuz.
bîh (F.) [
بيخ ] kِk.
bîhaber (F.-A.) [
بی خبر ] habersiz.
bîhadd (F.-A.) [
بی حد ] sınırsız.
bihakkın (A.) [
بحق ] hakkıyla, hak ederek.
bihamdillah (A.) [
بحمدالله ] Allah’a
şükürler olsun.
bihâr (A.) [
بحار ] denizler.
bîhareket (F.-A.) [
بی حرکت ] hareketsiz.
bîhâsıl (F.-A.) [
بی حاصل ] sonuçsuz.
bîhayâ (F.-A.) [
بی حيا ] utanmaz, hayasız.
57
bîhayat (F.-A.) [
بی حيات ] cansız, yaşamayan.
bihâzelemr (A.) [
بهذا الامر ] buna
gِre, bu durumda, bِylelikle.
bihbûd (F.) [
بهبود ] sağlık.
bîhemtâ (F.) [
بی همتا ] benzersiz.
bîhesâb (F.-A.) [
بی حساب ] hesapsız, sonsuz.
bîhiss (F.-A.) [
بی حس ] hissiz, duygusuz.
bihişt (F.) [
بهشت ] cennet.
bîhod (F.) [ 1
[بيخود .baygın. 2.kendine olmama, kendinden
geçme.
bihter (F.) [
بهتر ] daha iyi.
bîhude (F.) [
بيهده ] boşuna, beyhude.
bîinsâf (F.-A.) [
بی انصاف ] insafsız.
bîkâr (F.) [ 1
[بيکار .işsiz. 2.bekar.
bîkarâr (F.-A.) [
بی قرار ] kararsız.
bikr (A.) [ 1
[بکر .el sürülmemiş. 2.yepyeni, orijinal.
bîl (F.) [
بيل ] bel.
bilâd (A.) [ 1
[بلاد .beldeler. 2.memleketler.
bilâfâsıla (A.) [
بلافاصله ] aralıksız,
kesintisiz.
bilâhareket (A.) [
بلاحرکت ] hareketsiz, hareket
etmeden.
bilâhere (A.) [ 1
[بالآخره .sonradan. 2.sonunda,
nihayet.
bilâinkıtâ (A.) [
بلاانقطاع ] kesintisiz,
aralıksız.
bilâkayt (A.) [
بلاقيد ] kayıtsız
şartsız, kesin.
bilakis (A.) [
بالعکس ] aksine, tersine.
bilâmâni’a (A.) [
بلامانعه ] engelsiz
58
bilâmazeret (A.) [
بلامعذرت ] mazeretsiz,
ِzür bildirmeksizin.
bilâmerhamet (A.) [
بلامرحمت ]
acımasızca.
bilâmühlet (A.) [
بلامهلت ] zaman tanımadan, süre
vermeden.
bilâpervâ (A.-F.) [
بلاپروا ] korkusuzca.
bilâşikâyet (A.) [
بلاشکایت ] şikayet
etmeden.
bilâte’ehhür (A.) [
بلاتأخر ] gecikmeden.
bilâtefrik (A.) [
بلاتفریق ] hiçbir
ayırım gِzetmeksizin.
bilâtehlike (A.) [
بلاتهلکه ] tehlikesizce.
bilâteminat (A.) [
بلاتأمينات ]
güvencesiz, teminatsız.
bilâücret (A.) [
بلاأجرت ] parasız, ücretsiz.
bilcümle (A.) [
بالجمله ] tümüyle.
bilfarz (A.) [
بالفرض ] diyelim ki.
bilfiil (A.) [
بالفعل ] gerçekten, yaparak,
katılarak, bizzat.
bilhassa (A.) [
بالخاصه ] ِzellikle, hele hele.
biliktizâ (A.) [
بالاقتضا ] gerektiğinden.
bililtizâm (A.) [
بالالتزام ] bilerek, bile
bile.
bilistifade (A.) [
بالاستفاده ]
yararlanarak, istifade ederek.
bilistihsâl (A.) [
بالاستحصال ]
alarak, elde ederek.
biliştirâk (A.) [
بالاشتراک ]
katılarak.
billûr (A.) [
بلور ] kristal.
bilmecbûriye (A.) [
بالمجبئریه ]
zorunlu olarak, mecburen.
bilmukabele (A.) [
بالمقابله ]
karşılığında, aynen, mukabele ederek, mukâbil olarak.
bilmünâsebe (A.) [
بالمناسبه ] bir
münasebetle, sırası geldiğinde.
59
bilmünâvebe (A.) [
بالمناوبه ]
dِnüşümlü.
bilmüzakere (A.) [
بالمذاکره ]
gِrüşülerek.
bilumum (A.) [
بالعموم ] tüm, bütün.
bilvâsıta (A.) [
بالواسطه ] dolaylı olarak.
bîm (F.) [
بيم ] korku.
bîma’nâ (F.-A.) [
بی معنی ] anlamsız.
bîmâr (F.) [
بيمار ] hasta.
bîmârân (F.) [
بيماران ] hastalar.
bîmecâl (F.-A.) [
بی مجال ] takatsiz, dermansız.
bîmekân (F.-A.) [ 1
[بی مکان .yersiz. 2.aylak.
bîmerhamet (F.-A.) [
بی مرحمت ] acımasız.
bîmeze (F.) [ بی
مزه ] lezzetsiz, tatsız.
bîmihr (F.) [ بی
مهر ] sevgisiz, şefkatsiz.
bîmisâl (F.-A.) [
بی مثال ] benzersiz.
bîmuhâbâ (F.-A.) [
بی محابا ] çekinmeden.
bîmübâlât (F.-A.) [
بی مبالات ] kayıtsız,
umursamaz.
bîmürüvvet (F.-A.) [
بی مروت ] mürüvvetsiz.
bin (A.) [ بن ]
oğul.
binâ (A.) [
بناء ] yapı.
bînâ (F.) [
بينا ] gِren, iyi gِren.
binâberin (A.-F.) [
بنابرین ] bundan dolayı, buna
dayanarak.
binâen (A.) [
بناء ] dayanarak, gِre.
binâenaleyh (A.) [
بناء عليه ] bu yüzden, bundan
dolayı.
60
bînâm (F.) [
بينام ] adsız, tanınmamış.
bînamaz (F.) [
بی نماز ] beynamaz.
bînasîb (F.-A.) [
بی نصيب ] nasipsiz, kısmetsiz.
bînazîr (F.-A.) [
بی نظير ] benzersiz.
bînemek (F.) [
بی نمک ] tuzsuz.
bînevâ (F.) [ 1
[بينوا .zavallı. 2.yoksul.
bînî (F.) [
بينی ] burun.
bînihaye (F.-A.) [
بی نهایه ] sonsuz, bitmez tükenmez.
binnetice (A.) [
بالنتيجه ] sonuçta, sonuç
olarak.
binnisbe (A.) [
بالنسبه ] bir dereceye kadar,
nispeten.
bint (A.) [
بنت ] kız.
bîpâyân (F.) [
بی پایان ] sonsuz.
bîpervâ (F.) [ 1
[بی پروا .korkusuz. 2.çekinmeden.
bir gûna (T.-F.) [ ] hiçbir,
herhangi bir.
bir nevi (T.-A.) [ ] adeta,
bir bakıma.
birâder (F.) [
برادر ] erkek kardeş.
bîrahm (F.-A.) [
بی رحم ] merhametsiz, acımasız.
bîrayb (F.-A.) [
بی ریب ] kuşkusuz.
birinc (F.) [
برنج ] pirinç.
birişte (F.) [
برشته ] kavrulmuş.
bîrûn (F.) [ 1
[بيرون .dış. 2.dışarı.
biryân (F.) [
بریان ] kebap.
bisât (A.) [
بساط ] yaygı.
61
bîsebat (F.-A.) [
بی ثبات ] dayanıksız.
bîsebeb (F.-A.) [
بی سبب ] dayanıksız.
bîser (F.) [ بی
سر ] başsız.
bîst (F.) [
بيست ] yirmi.
bister (F.) [
بستر ] yatak.
bîsûd (F.) [ بی
سود ] yararsız.
bisyâr (F.) [
بسيار ] çok.
bîşe (F.) [
بيشه ] orman.
bîşerm (F.) [
بی شرم ] orman.
bîşuur (F.-A.) [
بی شعور ] bilinçsiz.
bîşübhe (F.-A.) [
بی شبهه ] kuşkusuz, şüphesiz.
bîşümâr (F.) [
بی شمار ] sayısız.
bîtâb (F.-A.) [
بيتاب ] yorgun, takatsiz.
bîtâb kalmak bitkin
düşmek.
bîtâbane (F.) [
بيتابانه ] bitkince.
bitamâmihâ (A.) [
بتمامها ] tümüyle, tamamen.
bîtaraf (F.-A.) [
بی طرف ] tarafsız.
bîtarafâne (F.-A.) [
بی طرفانه ] tarafsızca,
yan tutmadan.
bittab’ (A.) [
بالطبع ] doğal olarak.
bittafsîl (A.) [
بالتفصيل ]
ayrıntılı olarak, uzun uzadıya.
bittamâm (A.) [
بالتمام ] tümüyle.
bîve (F.) [
بيوه ] dul.
bîvefâ (F.-A.) [
بی وفا ] vefasız.
62
bîvezen (F.) [
بيوه زن ] dul kadın.
bîzâr (F.) [
بيزار ] bıkmış, usanmış.
bîzâr olmak bıkmak,
usanmak.
bizâtihi (A.) [
بذاته ] kendiliğinden.
bizzarûre (A.) [
بالضروره ] zorunlu olarak.
bostân (F.) [
بوستان ] bahçe.
bû (F.) [ بو ]
koku.
bu’d (A.) [ 1
[بعد .uzaklık. 2.boyut.
bu’diyet (A.) [
بعدیت ] uzaklık, mesafe.
bûd (F.) [
بود ] varlık.
buğrâ (F.) [
بغرا ] turna.
buhalâ (A.) [
بخلا ] cimriler.
buhâr (A.) [
بخار ] buğu, buhar.
buhl (A.) [
بخل ] cimrilik.
buhrân (A.) [
بحران ] bunalım, kriz.
buht (A.) [
بهت ] şaşkınlık.
buhûr (F.) [
بخور ] tütsü.
buhurdan (F.) [
بخوردان ] tütsülük, tütsü kabı.
buk’a (A.) [
1[بقعه .yer, diyar. 2.ülke.
buk’avî (A.) [
بقعوی ] yerel.
bûm (F.) [ 1
[بوم .yer. 2.ülke.
bûm (F.) [
بوم ] baykuş.
bûmehen (F.) [
بومهن ] deprem.
63
bundan mâada (T.-A.) [dan+m]
bundan başka, bunun yanısıra.
bûr (F.) [
بور ] kumral.
burc (A.) [ 1
[برج .burç. 2.yıldız kümesi.
burhan (A.) [
برهان ] kanıt, delil.
bûriya (F.) [
بوریا ] hasır.
burûc (A.) [
بروج ] burçlar.
burûdet (A.) [
برودت ] soğukluk.
bûs etmek ِpmek.
bûse (F.) [
بوسه ] ِpücük.
bûstân (F.) [
بوستان ] bahçe.
bûte (F.) [ 1
[بوته .çalı çırpı. 2.pota.
bûtimar (F.) [
بوتيمار ] balıkçıl,
botimar.
butlân (A.) [ 1
[بطلان .boşluk, anlamsızlık.
2.yalan.
butûn (A.) [ 1
[بطون .karınlar. 2.kuşaklar, nesiller.
bûy (F.) [
بوی ] koku.
bûydâr (F.) [
بویدار ] kokulu.
bûzîne (F.) [
بوزینه ] maymun.
bühtân (A.) [
بهتان ] iftira.
bühtân etmek iftira etmek.
bükâ (A.) [
بکاء ] ağlama.
bülaceb (A.) [
بوالعجب ] şaşılacak
şey.
büldân (A.) [ بلدان
] beldeler, diyarlar, ülkeler.
büleğâ (A.) [
بلغاء ] belagat sahipleri.
64
bülend (F.) [ 1
[بلند .yüksek. 2.yüce.
bülendbâlâ (F.) [
بلندبالا ] uzun boylu.
bülendpervâz (F.) [ 1
[بلندپرواز .yükseklerden
uçan. 2.şerefli.
bülheves (A.) [
بوالهوس ] maymun iştahlı.
bülûğ (A.) [
بلوغ ] erginlik.
bün (F.) [ 1 [بن
.kِk. 2.dip. 3.temel.
bünyâd (F.) [ 1
[بنياد .temel, kِk. 2.yapı, bina.
bünye (A.) [
بنيه ] yapı.
bünyeviyat (A.) [
بنيویات ] bünye ile ilgili bilim
dalı, morfoloji.
bürdbâr (F.) [
بردبار ] sabırlı.
bürde (A.) [
برده ] hırka.
bürhân (A.) [
برهان ] kanıt.
bürîde (F.) [
بریده ] kesik.
bürka (A.) [
برقع ] peçe.
bürnâ (F.) [
برنا ] genç.
bürrân (F.) [
بران ] keskin.
bürûdet (A.) [
برودت ] soğukluk.
bürûz (A.) [
بروز ] ortaya çıkma.
büstân (F.) [
بستان ] bahçe.
büşrâ (A.) [
بشرا ] müjde.
büt (F.) [ بت ]
put.
büthâne (F.) [
بت خانه ] puthane.
bütperest (F.) [
بت پرست ] putperest, puta tapan.
65
bütûn (A.) [ 1
[بطون .karınlar. 2.kuşaklar, nesiller.
büyût (A.) [ 1
[بيوت .evler. 2.beyitler.
büz (F.) [ بز ]
keçi.
büzdil (F.) [
بزدل ] ِdlek.
büzûr (A.) [
بذور ] tohumlar.
büzürg (F.) [ 1
[بزرگ .büyük. 2.ulu.
büzürgân (F.) [ 1
[بزرگان .büyükler. 2.ulular.
büzürgzâde (F.) [
بزرگ زاده ] seçkin kişinin
çocuğu, asilzade, kişizade.
66
C
câ (F.) [ 1 [جا
.yer. 2.mevki. 3.makam.
ca’l (A.) [
جعل ] yapma.
ca’lî (A.) [ 1
[جعلی .yapma, uydurma. 2.sahte.
câbecâ (F.) [
جابجا ] yer yer.
câbir (A.) [
جابر ] zorlayıcı.
câdde (A.) [
جاده ] ana yol, cadde.
câdû (F.) [ 1
[جادو .büyücü. 2.cadı.
câdûger (F.) [
جادوگر ] büyücü.
câh (F.) [ جاه
] makam, mevki.
câhid (A.) [
جاهد ] çalışıp çabalayan.
câhil (A.) [
جاهل ] bilgisiz.
câhilâne (A.-F.) [
جاهلانه ] cahilce.
câiz (A.) [
جائز ] uygun.
câize (A.) [
جائزه ] ِdül.
câlib (A.) [
جالب ] ilginç, çekici.
câlib -i dikkat [
جالب دقت ]dikkat çekici.
câm (F.) [ 1
[جام .kadeh. 2.şişe. 3.cam.
câme (F.) [
جامه ] giysi.
67
câmedân (F.) [
جامه دان ] gardrop.
câmegî (F.) [ 1
[جامگی .giysi parası. 2.hizmetçi.
câmekan (F.) [
جامکان ] hamamda soyunma odası.
câmekan (F.-A.) [ 1
[جامکان .camlı bِlme. 2.vitrin.
câmeşûy (F.) [
جامه شوی ] çamaşırcı.
câmi’ (A.) [ 1
[جامع .toplayan. 2.cami.
câmia (A.) [
جامعه ] topluluk.
câmid (A.) [ 1
[جامد .cansız. 2.donuk.
câmûs (A.) [
جاموس ] manda, camız.
cân (F.) [ 1
[جان .ruh. 2.can. 3.sevgili.
cânâ (F.) [
جانا ] sevgilim, ey sevgili.
cânân (F.) [
جانان ] sevgili.
cânâne (F.) [
جانانه ] sevgili.
cânbâz (F.) [ 1
[جانباز .canını hiçe sayan.
2.fedai. 3.cambaz.
cândâr (F.) [ 1
[جاندار .canlı. 2.koruyucu.
canefşân (F.) [
جان افشان ] canını
hiçe sayan, fedai.
cânefzâ (F.) [
جان افزا ] cana can katan.
cânfersâ (F.) [
جان فرسا ] ِmür tِrpüsü,
yürek tüketen.
cânfeşân (F.) [
جان فشان ] canını hiçe
sayan, fedai.
cânfezâ (F.) [
جان فزا ] cana can katan.
cângüdâz (F.) [
جان گداز ] yürek yakan.
canhıraş (F.) [
جان خراش ] yürek paralayan.
cânib (A.) [
جانب ] taraf.
68
cânişin (F.) [
جانشين ] halef, birinin yerine oturan.
cânnisâr (F.-A.) [
جان نثار ] canını feda
eden.
cânsipâr (F.) [
جان سپار ] canını feda
eden.
cânsiperâne (F.) [
جان سپرانه ]
canını feda edercesine.
cânsitân (F.) [
جان ستان ] can alan.
cânver (F.) [ 1
[جان ور .canlı. 2.canavar.
câr (A.) [
جار ] komşu.
cârî (A.) [
جارِ ] geçerli, yürürlükte.
câriha (A.) [ 1
[جارحه .yırtıcı kuş.
2.yırtıcı hayvan.
câriye (A.) [
جاریه ] halayık.
cârû (F.) [
جارو ] süpürge.
cârûb (F.) [
جاروب ] süpürge.
câsûsî (A.-F.) [
جاسوسی ] casusluk, ajanlık.
câvid (F.) [
جاود ] kalıcı, sonsuz, ebedi.
câvidân (F.) [
جاودان ] kalıcı, sonsuz, ebedi.
cây (F.) [
جای ] yer.
câygâh (F.) [ 1
[جایگاه .yer. 2.makam.
câyi’ (A.) [
جایع ] aç.
câynişîn (F.) [
جاینشين ] birinin yerine geçen,
halef.
câzib (A.) [ 1
[جاذب .ilginç. 2.çekici.
câzibe (A.) [
جاذبه ] çekicilik.
cazibedar (A.-F.) [
جاذبه دار ] çekici, cazibeli.
câzibiyyet (A.) [
جاذبيت ] çekicilik.
69
cebâbire (A.) [
جبابره ] zorbalar.
cebânet (A.) [
جبانت ] korkaklık.
cebbâr (A.) [ 1
[جبار .zorba. 2.güçlü. 3.Tanrı. 4.tuttuğunu
koparan, becerikli.
cebbârî (A.-F.) [ 1
[جباری .zorbalık. 2.beceriklilik,
tuttuğunu koparma.
cebel (A.) [
جبل ] dağ.
cebhe (A.) [ 1
[جبهه .cephe. 2.alın. 3.yüz.
cebîn (A.) [
جبين ] korkak.
cebr (A.) [ 1
[جبر .zorlama. 2.cebir.
cebr etmek zorlamak.
cebren (A.) [
جبرا ] zorla.
cebrî (A.) [
جبری ] zoraki, zorla.
cedâvil (A.) [
جداول ] cetveller, çizelgeler.
cedd (A.) [ جد ]
ata.
cedel (A.) [ 1
[جدل .tartışma. 2.mücadele.
cedelî (A.) [
جدلی ] tartışmaya dayalı, münakaşa
üstüne oturmuş.
cedî (A.) [ 1
[جدی .oğlak. 2.oğlak burcu.
cedîd (A.) [
جدید ] yeni.
cedîde (A.) [
جدیده ] yeni.
cedvel (A.) [ 1
[جدول .cetvel. 2.çizelge.
cefâ (A.) [
جفا ] üzme, eziyet etme.
cefâ çekmek cefaya katlanan,
üzülen.
cefâcû (A.-F.) [
جفاجو ] üzen, cefa eden.
cefâdîde (A.-F.) [
جفادیده ] üzülmüş, cefa
çekmiş.
70
cefâkâr (A.-F.) [ 1
[جفاکار .cefa eden, üzen. 2.cefa çeken,
üzülen.
cefâkârî (A.-F.) [ 1
[جفاکاری .cefa etme, üzme. 2.cefa
çekme.
cefâkeş (A.-F.) [
جفاکش ] üzülen, cefa çeken, eziyete katlanan.
cefâpîşe (A.-F.) [ 1
[جفاپيشه .üzmeyi huy edinmiş,
cefa eden. 2.aşığını üzen
sevgili.
cefcâf (F.) [ 1
[جفجاف .hoppa kadın. 2.orospu.
ceffelkalem (A.) [
جف القلم ] çalakalem.
cefr (A.) [
جفر ] gaipten haber veren bilim.
cehâlet (A.) [
جهالت ] cahillik, bilgisizlik.
cehd (A.) [
جهد ] çalışma, çabalama.
cehd etmek
çalışıp çabalamak.
cehele (A.) [
جهله ] cahiller.
cehennemî (A.-F.) [ 1
[جهنمی .cehennemlik. 2.cehennem gibi sıcak.
cehl (A.) [
جهل ] cahillik, bilgisizlik.
cehren (A.) [ جهرا
] açıkça.
celâdet (A.) [
جلادت ] yiğitlik.
celâl (A.) [
جلال ] ululuk.
celb (A.) [
جلب ] kendine çekme.
celb edilmek 1.kendine
çekilmek. 2.yazı ile çağırılmak.
celb etmek 1.kendine çekmek.
2.yazı ile çağırmak.
celbnâme (A.-F.) [
جلب نامه ] çağırı
mektubu.
celeb (A.) [
جلب ] sığır tüccarı.
celesât (A.) [
جلسات ] oturumlar.
71
celîl (A.) [
جليل ] ulu.
celîs (A.) [
جليس ] arkadaş.
cellâd (A.) [
جلاد ] cellat.
cellâdî (A.-F.) [
جلادی ] cellatlık.
celse (A.) [
جلسه ] oturum.
cem’ (A.) [ 1
[جمع .toplama. 2.çoğul.
cem’ edilmek
toplanılmak.
cem’ etmek toplamak,
derlemek, bir araya getirmek.
cem’an (A.) [
جمعا ] toplam.
cem’iyyât (A.) [
جمعيات ] cemiyetler, dernekler.
cem’iyyet (A.) [ 1
[جمعيت .cemiyet, dernek. 2.topluluk.
cem’iyyet -i akvâm [
جمعيت اقوام
]Birleşmiş Milletler.
cemâat (A.) [ 1
[جماعت .topluluk. 2.camide ibadet edenler.
cemâd (A.) [
جماد ] cansız varlık.
cemâdât (A.) [
جمادات ] cansız varlıklar.
cemâhîr (A.) [
جماهير ] cumhuriyetler.
cemâl (A.) [
جمال ] yüz güzelliği.
cemel (A.) [
جمل ] deve.
cemî’ (A.) [
جميع ] tümü.
cemî’an (A.) [
جميعا ] tümüyle.
cemil (A.) [ 1
[جميل .güzel. 2.yüzü güzel.
cemîle (A.) [
جميله ] iyilik.
cemiyet (A.) [
جمعيت ] topluluk, toplum.
72
cemm (A.) [ جم ]
kalabalık.
cenâb (A.) [
جناب ] hazret.
cenâbet (A.) [ 1
[جنابت .pis, murdar. 2.cünüplük hali.
cenâh (A.) [
جناح ] kanat.
cenb (A.) [
جنب ] taraf.
cendere (A.) [ 1
[جندره .pres. 2.basınç, baskı.
3.oklava.
ceng (F.) [
جنگ ] savaş.
ceng etmek 1.savaşmak.
2.dِvüşmek.
cengâver (F.) [
جنگاور ] savaşçı.
cengâverî (F.) [
جنگاوری ] savaşçılık.
cengcû (F.) [ 1
[جنگجو .savaşçı. 2.kavgacı.
cengel (F.) [
جنگل ] orman.
cennât (A.) [ 1
[جنات .cennetler. 2.bahçeler.
cennet (A.) [ 1
[جنت .cennet. 2.bahçe.
cennet -i a’lâ [
جنت اعلی ] cennet.
cennetmekân (A.) [
جنت مکان ] mekanı cennet olan.
cenûb (A.) [
جنوب ] güney.
cenûb -i garb [
جنوب غرب ] güneybatı.
cenûb -i garbî [
جنوب غربی ] güneybatı.
cenûb -i şark [
جنوب شرق ] güneydoğu.
cenûb -i şarkî [
جنوب شرقی ] güneydoğu.
cenûbî (A.) [
جنوبی ] güneye ait.
cerâd (A.) [
جراد ] çekirge.
73
cerâhat (A.) [
جراحت ] yara.
cerâid (A.) [
جرائد ] gazeteler.
cerâim (A.) [
جرائم ] suçlar.
cerbeze (A.) [
جربزه ] beceriklilik.
ceres (A.) [ 1
[جرس .çan. 2.çıngırak.
cereyân (A.) [ 1
[جریان .akış. 2.oluş. 3.akım.
cereyân etmek olmak,
gerçekleşmek.
cerge (F.) [
جرگه ] küme.
cerh (A.) [ 1
[جرح .yaralama. 2.çürütme.
cerh edilmek 1.yaralanmak.
2.çürütülmek.
cerh etmek 1.yaralamak.
2.çürütmek.
cerîde (A.) [ 1
[جریده .gazete. 2.tutanak.
cerîha (A.) [
جریحه ] yara.
cerîme (A.) [ 1
[جریمه .suç. 2.para cezası, cereme. 3.ceza
ِdeme.
cerrâh (A.) [
جراح ] operatِr.
cerrâhî (A.) [
جراحی ] operatِrlük.
cesâmet (A.) [
جسامت ] irilik.
cesâret (A.) [
جسارت ] cesurluk.
cesîm (A.) [
جسيم ] iri, büyük.
cesîmülcüsse (A.) [
جسيم الجثه ] iri
yapılı, iriyarı.
cesûr (A.) [
جسور ] cesaret sahibi.
cev (F.) [ جو ]
arpa.
cevâb (A.) [ 1
[جواب .yanıt. 2.karşılık.
74
cevâben (A.) [
جوابا ] yanıt olarak.
cevâd (A.) [
جواد ] cِmert.
cevâhir (A.) [ 1
[جواهر .mücevherler. 2.mücevher.
cevâmi’ (A.) [
جوامع ] camiler.
cevâmid (A.) [
جوامد ] cansız varlıklar.
cevâmîs (A.) [
جواميس ] mandalar.
cevân (F.) [
جوان ] genç.
cevânib (A.) [
جوانب ] yanlar, yِnler.
cevârî (A.) [
جواری ] halayıklar.
cevâz (A.) [
جواز ] izin, uygun verme.
cevâz vermek uygun vermek,
olur vermek, müsaade etmek.
cevdet (A.) [ 1
[جودت iyilik. 2.olgunluk. 3.tazelik.
cevelân (A.) [
جولان ] dolaşma, gezinti.
cevelân etmek
1.dolaşmak, akmak. 2.gezinmek.
cevelângâh (A.-F.) [ 1
[جولانگاه .gezinti yeri, mesire
yeri. 2.dolaşım yeri.
cevf (A.) [
جوف ] boşluk.
cevher (A.) [ 1
[جوهر .mücevher. 2.ِz. 3.elmas.
cevherfürûş (A.-F.) [
جوهرفروش ] mücevherci.
cevherî (A.) [ 1
[جوهری .mücevherle ilgili. 2.mücevherli.
3.ِz ile ilgili.
cevîn (F.) [
جوین ] arpadan yapılmış.
cevir (A.) [
جور ] haksızlık, üzülme, üzme, zulüm.
cevir çekmek acı
çekmek, zulüm gِrmek.
cevr (A.) [
جور ] haksızlık, üzme, üzülme, zulüm.
75
cevr etmek
haksızlık etmek, üzmek, acı çektirmek.
cevşen (F.) [
جوشن ] zırhlı giysi.
cevv (A.) [ 1
[جو .hava. 2.boşluk.
cevvâl (A.) [
جوال ] çok hareketli, koşan.
cevvî (A.) [
جوی ] hava ile ilgili.
cevzâ (A.) [
جوزاء ] ikizler burcu.
ceyb (A.) [
جيب ] cep.
ceyş (A.) [
جيس ] asker.
ceyyid (A.) [
جيد ] iyi, güzel.
cezâ (A.) [ 1
[جزاء .karşılık. 2.ceza.
cezâir (A.) [
جزائر ] adalar.
cezâlet (A.) [
جزالت ] akıcılık, düzgünlük.
cezb (A.) [
جذب ] kendine çekme.
cezb edilmek kendine
çekilmek.
cezb etmek kendine çekmek.
cezbe (A.) [ 1
[جذبه .coşku. 2.kendinden geçiş.
cezer (A.) [
جزر ] havuç.
cezîre (A.) [
جزیره ] ada.
cezm (A.) [
جزم ] kesin karar.
cezm etmek kesin karar
vermek, kesin olarak niyetlenmek.
cezzâb (A.) [
جذاب ] çekici, cazibeli.
cibâl (A.) [
جبال ] dağlar.
cibillet (A.) [
جبلت ] karakter, yaratılış.
76
cibilliyet (A.) [
جبليت ] karakter, yaratılış.
cibilliyetsiz (A.-T.) [
جبلتسز ] karaktersiz, kِtü
yaratılışlı.
cidâl (A.) [
جدال ] mücadele.
cidâlcû (A.-F.) [
جدال جو ] mücadeleci.
cidâr (A.) [ 1
[جدار .duvar. 2.zar.
cidden (A.) [
جدا ] ciddi olarak.
ciddî (A.) [ 1
[جدی .ağırbaşlı. 2.ِnemli.
ciddiyyet (A.) [ 1
[جدیت .ciddilik.
2.ağırbaşlılık.
cîfe (A.) [
جيفه ] leş.
ciger (F.) [
جگر ] ciğer.
cigergûşe (F.) [ 1
[جگرگوشه .ciğerkِşe,
evlat. 2.sevgili.
cigerpâre (F.) [ 1
[جگرپاره .ciğer parçası.
2.evlat.
cigersûz (F.) [
جگرسوز ] yürek yakan.
cihâd (A.) [
جهاد ] din uğrunda savaş.
cihâd etmek din uğrunda
savaşmak.
cihân (F.) [ 1
[جهان .dünya. 2.âlem.
cihânâferîn (F.) [
جهان آفرین ] dünyayı
yaratan, Tanrı.
cihandar (F.) [
جهاندار ] büyük hükümdar, imparator.
cihandîde (F.) [
جخان دیده ] gِrmüş
geçirmiş.
cihangîr (F.) [
جهانگير ] büyük hükümdar, imparator.
cihangîrî (F.) [
جهانگيری ] büyük
hükümdarlık, imparatorluk.
cihângüşâ (F.) [
جهانگشا ] dünyayı feth eden,
fatih hükümdar.
cihânî (F.) [ 1
[جهانی .dünya ile ilgili. 2.insan.
77
cihannüma (F.) [ 1
[جهان نما .dünya atlası.
2.taraça.
cihâr (F.) [
چهار ] dِrt.
cihâren (A.) [
جهارا ] açıkça.
cihât (A.) [ 1
[جهات .yِnler. 2.sebepler. 3.yerler.
cihâz (A.) [ 1
[جهاز .çeyiz. 2.aygıt. 3.sistem.
cihet (A.) [ 1
[جهت .yِn, taraf. 2.bakım, nokta. 3.sebep.
cilâ (A.) [ 1
[جلاء .parlaklık. 2.cila.
cilâdar (A.-F.) [
جلادار ] cilalı.
cild (A.) [ 1
[جلد .deri, cilt. 2.kitap.
cilve (A.) [ 1
[جلوه .gِrünme. 2.kırıtma.
cilvegâh (A.-F.) [
جلوه گاه ] gِrünme yeri.
cilvegâh olmak yatak
teşkil etmek, yurt olmak.
cilveger (A.-F.) [ 1
[جلوه گر .gِrünen.
2.kırıtan.
cilvesâz (A.-F.) [
جلوه ساز ] kırıtan, cilve
yapan.
cimâ’ (A.) [
جماع ] cinsel ilişki.
cimâ’ etmek cinsel
ilişkide bulunmak.
cinâ’î (A.) [
جنائی ] cinayetle ilgili.
cinân (A.) [ 1
[جنان .cennetler. 2.bahçeler.
cinayetkâr (A.-F.) [
جنایتکار ] câni, cinayet
işleyen.
cinâze (A.) [
جنازه ] tabut.
cindar (A.-F.) [
جندار ] cinci, afsuncu.
cindarlık (A.-F.-T.)
cincilik, afsunculuk, muskacılık.
cinnet (A.) [
جنت ] çıldırma.
78
cins (A.) [ 1
[جنس .tür. 2.soy.
cinsî (A.) [
جنسی ] cinsel.
cirm (A.) [
جرم ] cismin kapladığı yer, hacim.
cism (A.) [ 1
[جسم .cisim, madde. 2.vücut, beden.
cismânî (A.) [ 1
[جسمانی .cisim ile ilgili. 2.bedensel.
cismen (A.) [
جسما ] bedenen.
cisr (A.) [
جسر ] kِprü.
civan (F.) [
جوان ] genç.
civânân (F.) [
جوانان ] gençler.
civanbaht (F.) [
جوان بخت ] talihli.
civânî (F.) [
جوانی ] gençlik.
civânmerd (F.) [ 1
[جوانمرد .cِmert. 2.soylu.
civâr (A.) [
جوار ] yakın çevre.
cîve (F.) [
جيوه ] cıva.
cizye (A.) [
جزیه ] gayrimüslim vergisi.
cû (F.) [ 1 [جو
.arayan. 2.arama.
cû (F.) [ جو ]
çay, ırmak.
cû’ (A.) [
جوش ] açlık.
cûce (F.) [
جوجه ] civciv.
cûd (A.) [
جود ] cِmertlik.
cuğd (A.) [
جغد ] baykuş.
cûlâh (F.) [ 1
[جولاه .dokumacı. 2.çulha.
cum’a (A.) [
جمعه ] cuma.
79
cumhûr (A.) [ 1
[جمهور .halk. 2.kalabalık.
cumhûrî (A.) [
جمهوری ] cumhuriyetle ilgili.
cumhûriyyet (A.) [
جمهوریت ] cumhuriyet.
cûş (F.) [ 1
[جوش .coşku. 2.kaynama.
cûş eylemek
coşmak, coşup taşmak.
cûşâcûş (F.) [
جوشاجوش ] coşkun, coşkulu.
cûşân (F.) [ 1
[جوشان .coşan. 2.kaynayan.
cûşiş (F.) [
جوشش ] coşku.
cûy (F.) [ 1
[جوی .arayan. 2.arama.
cûy (F.) [
جوی ] çay, ırmak.
cûybâr (F.) [
جویبار ] ırmak.
cûyende (F.) [
جوینده ] arayan.
cübn (A.) [
جبن ] korkaklık.
cüdâ (F.) [
جدا ] ayrı.
cüda kalmak ayrı
düşmek, uzak kalmak.
cüdâyî (F.) [
جدایی ] ayrılık.
cüdrân (A.) [
جدران ] duvarlar.
cüft (F.) [
جفت ] çift.
cüfte (F.) [
جفته ] çifte.
cühelâ (A.) [
جهلاء ] cahiller.
cühhâl (A.) [
جهال ] cahiller.
cüllâh (A.) [
جلاه ] dokumacı, çulhacı.
cülûs (A.) [ 1
[جلوس .oturma. 2.tahta geçme.
80
cülûs etmek tahta geçmek.
cülûsiyye (A.) [ 1
[جلوسيه .tahta çıkan hükümdarın
dağıttığı bahşiş. 2.tahta çıkan
hükümdar için yazılan şiir.
cümcüme (A.) [
جمجمه ] kafatası.
cümel (A.) [
جمل ] cümleler.
cümle (A.) [ 1
[جمله .bütün, tüm. 2.tümce.
cümleten (A.) [
جملة ] tümüyle
cümûd (A.) [
جمود ] donukluk.
cümûdiyye (A.) [
جمودیه ] buzul.
cünbân (F.) [ 1
[جنبان .sallayan. 2.sallanan.
cünbiş (F.) [
جنبش ] kıpırtı, hareket, sallanma.
cünd (A.) [ 1
[جند .asker. 2.ordu.
cündî (A.) [
جندی ] usta binici.
cündîlik (A.-T.) [ ]
binicilik, at binme.
cünha (A.) [
جنحه ] küçük suç.
cünûd (A.) [ 1
[جنود .askerler. 2.ordular.
cürm (A.) [
جرم ] suç.
cürûf (A.) [
جروف ] maden atığı, maden posası.
cüsse (A.) [
جثه ] gِvde, yapı.
cüstücû (F.) [
جست و جو ] arayış, arama.
cüvâl (F.) [
جوال ] çuval.
cüvân bk. civan.
cüz’ (A.) [ 1
[جزء .parça. 2.medrese alfabe kitabı.
81
cüz’î (A.) [
جزئی ] çok az.
cüz’iyyât (A.) [
جزئيات ] küçük şeyler, ِnemsiz
şeyler.
cüzâm (A.) [
جذام ] cüzzam.
cüzdan (A.-F.) [ 1
[جزئدان .para çantası. 2.evrak
çantası.
82
Ç
çâbük (F.) [
چابک ] kıvrak, çevik, çabuk.
çâbükî (F.) [
چابکی ] kıvraklık, çeviklik, çabukluk.
çâbükpâ (F.) [
چابک پا ] ayağına çabuk.
çâbükrev (F.) [
چابک رو ] hızlı giden.
çâbüksüvar (F.) [
چابک سوار ] usta binici.
çâder (F.) [ 1
[چادر .çadır. 2.ِrtü, kadınların
giydiği ِrtü.
çâdernişin (F.) [
چادرنشين ] gِçebe,
çadırda yaşayan.
çadır (F.) [ 1
[چادر .çadır. 2.ِrtü, kadınların
giydiği ِrtü.
çağz (F.) [
چغز ] kurbağa.
çâh (F.) [ 1
[چاه .kuyu. 2.çukur.
çâk (F.) [ 1
[چاک .yırtık. 2.yırtmaç.
çâk etmek yırtmak.
çâk olmak
yırtılmak.
çâkâçâk (F.) [
چاکاچاک ] kılıç
şakırtısı.
çâker (F.) [ 1
[چاکر .kul. 2.hizmetkâr.
çâkerî (F.) [ 1 [چاکری
.kulluk. 2.hizmetkârlık.
çâkûç (F.) [
چاکوچ ] çekiç.
çâlâk (F.) [
چالاک ] çevik, kıvrak.
çâlâkî (F.) [
چالاکی ] çeviklik, kıvraklık.
çâlik (F.) [
چاليک ] çelik çomak.
83
çâlpâre (F.) [
چارپاره ] çalpara.
çâme (F.) [
چامه ] şiir.
çâne (F.) [
چانه ] çene.
çâpâr (F.) [ 1
[چاپار .ulak. 2.postacı.
çâplûs (F.) [
چاپلوس ] dalkavuk.
çâr (F.) [
چار ] çare.
çâr (F.) [
چار ] dِrt.
çârçûbe (F.) [
چارچوبه ] çerçeve.
çardak (F.) [
چارطاق ] çardak.
çârdeh (F.) [
چارده ] ondِrt.
çâre (F.) [ 1
[چاره .tedbir. 2.çare. 3.ilaç, derman.
çârecû (F.) [
چاره جو ] çare arayan.
çâresâz (F.) [
چاره ساز ] çare bulan.
çâresâz olmak çare bulmak.
çâresâzî (F.) [
چاره سازی ] çare bulma.
çârgâh (F.) [
چارگاه ] Türk musikîsinde bir makam.
çârgûşe (F.) [
چارگوشه ] dِrt kِşe.
çarh (F.) [ 1
[چرخ .tekerlek. 2.çarkıfelek. 3.felek. 4.tef.
5.çıkrık.
çarmıh (F.) [
چارميخ ] çarmıh.
çârnâçâr (F.) [
چارناچار ] ister istemez,
çaresiz, mecburen.
çârpâ (F.) [
چارپا ] dِrt ayaklı.
çârsû (F.) [
چارسو ] dِrt yِn.
çârsû (F.-A.) [
چارسو ] çarşı.
84
çârşeb (F.) [
چارشب ] çarşaf.
çârşenbe (F.) [
چارشنبه ] çarşamba.
çârtâk (F.) [ 1
[چارطاق .çardak. 2.kare şeklinde
çadır.
çârüm (F.) [
چارم ] dِrdüncü.
çâryâr (F.) [
چاریار ] dِrt halife, Ebubekir,
ضmer, Osman ve Ali.
çâşni (F.) [
چاشنی ] çeşni.
çâşnigîr (F.) [
چاشنی گير ] çeşnici.
çâşt (F.) [
چاشت ] kuşluk vakti.
çeğâle (F.) [
چغاله ] çağla.
çeh (F.) [ 1 [چه
.kuyu. 2.çukur.
çehâr (F.) [
چهار ] dِrt.
çehre (F.) [
چهره ] yüz.
çehreperdâz (F.) [
چهره پرداز ] ressam.
çekâçâk (F.) [
چکاچاک ] kılıç
şakırtısı.
çekîde (F.) [
چکيده ] damlamış.
çekûç (F.) [
چکوچ ] çekiç.
çelîpâ (F.) [
چليپا ] haç.
çem (F.) [ 1 [چم
.salınma. 2.süslü.
çemen (F.) [ 1
[چمن .çimenlik, çayırlık. 2.yeşillik.
çemenzâr (F.) [
چمنزار ] çimenlik.
çenâr (F.) [
چنار ] çınar.
çenber (F.) [ 1
[چنبر .çember. 2.kasnak.
çend (F.) [ 1
[چند .kaç. 2.birkaç. 3.ne zamana kadar.
85
çendan (F.) [
چندان ] o kadar, onca.
çendin (F.) [
چندین ] bu kadar, bunca.
çeng (F.) [ 1
[چنگ .pençe. 2.el. 3.harp, çeng.
çengâl (F.) [ 1
[چنگال .pençe. 2.çengel.
çengî (F.) [ 1
[چنگی .çeng çalan. 2.dansِz, çengi.
çep (F.) [ چپ ]
sol.
çerâ (F.) [
چرا ] otlama.
çerâgâh (F.) [
چراگاه ] otlak.
çerâğ (F.) [ 1
[چراغ .mum. 2.kandil.
çerâğân (F.) [
چراغان ] aydınlatma, donatma.
çerâkese (A.) [
چراکسه ] çerkesler.
çerb (F.) [
چرب ] semiz.
çerbzebân (F.) [ 1
[چرب زبان .yaltakçı.
2.ağzı laf yapan.
çerh (F.) [ 1
[چرخ .çark. 2.felek. 3.tekerlek. 4.çıkrık.
5.çarkıfelek. 6.tef.
çerm (F.) [
چرم ] deri.
çeşm (F.) [
چشم ] gِz.
çeşmân (F.) [
چشمان ] gِzler.
çeşmderîde (F.) [
چشم دریده ] arsız.
çeşme (F.) [ 1
[چشمه .pınar. 2.çeşme.
çetr (F.) [ 1
[چتر .gِlgelik. 2.şemsiye.
çevgân (F.) [
چوگان ] çevgen.
çeyrek (F.) [
چهاریک ] dِrtte bir, çeyrek.
çîgûne (F.) [
چگونه ] nasıl.
86
çigûnegî (F.) [
چگونگی ] nitelik.
çihâr (F.) [
چهار ] dِrt.
çihar yâr (F.) [
چهاریار ] dِrt halife.
Ebubekir, ضmer, Osman, Ali.
çihârüdü (F.) [
چهار و دو ] dِrt ve iki.
çihârüse (F.) [
چهار و سه ] dِrt ve üç.
çihârüyek (F.) [
چهار و یک ] dِrt ve bir.
çihil (F.) [
چهل ] kırk.
çihilpâ (F.) [
چهل پا ] kırkayak.
çihre (F.) [
چهره ] yüz.
çil (F.) [ چل ]
kırk.
çile (F.) [ 1
[چله .kırk günlük ibadet. 2.sıkıntı,
azap. 3.iplik demeti.
çilekeş (F.) [
چله کش ] çile çeken, acı çeken.
çimen (F.) [
چمن ] çimenlik.
çîn (F.) [
چين ] kırışık.
çirâğ (F.) [ 1
[چراغ .mum. 2.kandil. 2.çırak.
çîredest (F.) [
چيره دست ] yetenekli, becerikli.
çirk (F.) [ 1
[چرک .kir. 2.irin.
çirkâb (F.) [
چرک آب ] pis su.
çirkîn (F.) [ 1
[چرکين .kirlenmiş. 2.çirkin.
çîz (F.) [
چيز ] şey.
çûb (F.) [ 1
[چوب .sopa. 2.odun. 3.tahta.
çûbân (F.) [
چوبان ] çoban.
çûbek (F.) [ 1
[چوبک .tokmak, tokaç. 2.çomak.
87
çun (F.) [ 1
[چون .gibi. 2.mademki. 3.nasıl. 4.için. 5.çünkü.
çün (F.) [ 1 [چن
.gibi. 2.mademki. 3.nasıl. 4.için. 5.çünkü.
çünki (F.) [
چونکه ] çünkü.
çüst (F.) [
چست ] çevik, kıvrak.
çüstî (F.) [
چستی ] çeviklik, kıvraklık.
çüvâl (F.) [
چوال ] çuval.
çüvaldûz (F.) [
چوالدوز ] çuvaldız.
88
D
dâ’î (A.) [ 1
[داعی .dua eden, duacı. 2.davet eden.
dâ’ussıla (A.) [
داء الصله ] yurdunu
ِzleme, kِyünü ِzleme.
dâd (F.) [ 1
[داد .adalet. 2.iyilik, ihsan.
dâd (F.) [ 1
[داد .verme. 2.verdi. 3.vergi.
dâdgâh (F.) [
دادگاه ] mahkeme.
dâdhâh (F.) [
دادخواه ] davacı.
dâdres (F.) [
دادرس ] imdada koşan.
dâdû (F.) [
دادو ] dadı.
dâdüferyâd (F.) [
دادوفریاد ] feryat figan.
dâdüsited (F.) [
داد و ستد ] alışveriş.
dâfi’ (A.) [
دافع ] uzaklaştıran, defeden.
dâğ (F.) [ 1
[داغ .yara. 2.kızgın demirle vurulmuş
işaret.
dağal (F.) [
دغل ] hile, hilehurda, alavere dalavere.
dağalbâz (F.) [
دغل باز ] hileci.
dağdağa (A.) [
دغدغه ] telaş, gürültü patırtı.
dâhî (A.) [
داهی ] deha sahibi.
dâhil (A.) [
داخل ] iç, içeri.
dâhil olmak içeri girmek.
dâhile (A.) [
داخله ] iç, iç yüz.
dâhilen (A.) [
داخلا ] içten.
89
dâhilî (A.) [
داخلی ] iç ile ilgili, iç yüze ait.
dâhiliye (A.) [
داخليه ] iç ile ilgili, iç yüze ait.
dahl (A.) [
دخل ] müdahale etme, karışma.
dahme (F.) [ 1 [ضخمه
.mezar. 2.mezarlık. 3.lahit.
dâim (A.) [
دائم ] sürekli, devamlı.
dâimî (A.) [
دائمی ] sürekli, devamlı.
dâir (A.) [ 1
[دائر .ilişkin, hakkında. 3.dِnen.
dâire (A.) [ 1
[دائره .daire. 2.büro, ofis. 3.devlet dairesi.
4.tef, zilli tef.
dâirenmâdâr (A.) [
دائرا مادار ]
çepeçevre.
dâirevî (A.) [
دائروی ] dairemsi.
dâirezen (A.-F.) [
دائره زن ] daire çalan.
dâiye (A.) [ 1
[داعيه .arzu, istek. 2.iddia.
dakâyık (A.) [ 1
[دقایق .incelikler. 2.dakikalar.
dakîk (A.) [ 1
[دقيق .ince, hassas. 2.dakika şaşmayan.
dakîka (A.) [ 1
[دقيقه .incelik. 2.dakika.
dalâlet (A.) [
ضلالت ] sapkınlık.
dâll (A.) [
دال ] delalet eden.
dâlle (A.) [
ضاله ] sapık, yoldan çıkmış.
dâm (F.) [ 1
[دام .tuzak, kapan. 2.besi hayvanı.
dâmâd (F.) [
داماد ] damat, güveyi.
dâmân (F.) [
دامان ] etek.
dâmen (F.) [
دامن ] etek.
dâmenâlûde (F.) [
دامن آلوده ] iffetsiz.
90
dâmenbûs (F.) [
دامن بوس ] etek ِpen.
dâmene (F.) [
دامنه ] yamaç, dağ eteği.
dâmengîr (F.) [ 1
[دامن گير .davacı,
şikayetçi. 2.eteğe sarılan.
dâmgâh (F.) [
دامگاه ] tuzak kurulmuş yer.
dân (F.) [
دان ] bilen.
dân (F.) [
دان ] kap.
dânâ (F.) [
دانا ] bilgili, iyi bilen.
dâne (F.) [ 1
[دانه .tohum. 2.yem. 3.tane.
dânende (F.) [
داننده ] bilen.
dâng (F.) [
دانگ ] altıdabirlik dirhem.
dâniş (F.) [ 1
[دانش .bilgi. 2.bilim.
dânişâmûz (F.) [
دانش آموز ] ِğrenci.
dânişgâh (F.) [
دانشگاه ] üniversite.
dânişmend (F.) [ 1
[دانشمند .bilgin, alim. 2.stajiyer
kadı.
dânişver (A.) [
دانشور ] bilgin.
dâr (A.) [ 1
[دار .yurt. 2.ev.
dâr (F.) [
دار ] dar ağacı.
dâr (F.) [
دار ] sahip olan, bulunduran, tutan.
dâr -ı bekâ [
دار بقا ] ahiret.
dâr -ı fenâ [
دار فنا ] dünya.
dârâ (F.) [ 1
[دارا .sahip. 2.büyük hükümdar.
darabân (A.) [ 1
[ضربان .çarpıntı. 2.vuruş.
darabât (A.) [ 1
[ضربات .darbeler, vuruşlar.
91
darb (A.) [ 1
[ضرب .vuruş. 2.para basımı. 3.dِvme.
darbe (A.) [ 1
[ضربه .vuruş, darbe. 2.bela.
darbhâne (A.) [
ضرب خانه ] darphane, para
basımevi.
darbımesel (A.-F.) [
ضرب مثل ] atasِzü.
dârçîn (F.) [
دارچين ] tarçın.
dârende (F.) [
دارنده ] sahip.
darîr (A.) [
ضریر ] doğuştan kِr.
dârû (F.) [
دارو ] ilaç.
dârûhâne (F.) [
داروخانه ] eczane.
dârülaceze (A.) [
دارالعجزه ]
düşkünler evi.
dârülbedâyi (A.) [
دارالبدایع ]
konservatuvar.
dârülelhân (A.) [
دارالالحان ]
konservatuvar.
dârüleytâm (A.) [
دارالایتام ]
yetimhane.
dârülfünun (A.) [
دارالفنون ] üniversite.
dârülhilâfe (A.) [ 1
[دارالخلافه
.İstanbul. 2.halifelik merkezi.
dârülkütüb (A.) [
دارالکتب ] kütüphane.
dârülmuallimât (A.) [
دارالمعلمات ]
kız ِğretmen okulu.
dârülmuallimîn (A.) [
دارالمعلمين ]
erkek ِğretmen okulu.
dârülmülk (A.) [
دارالملک ] başkent.
dârülvilâde (A.) [
دارالولاده ]
doğumevi.
dârüssaltana (A.) [
دارالسلطنه ]
İstanbul.
dârüsselam (A.) [ 1
[دارالسلام .Bağdat.
2.cennet.
dâs (F.) [
داس ] orak.
92
dâstân (F.) [ 1
[داستان .destan. 2.hikaye. 3.masal.
dâstânî (F.) [
داستانی ] destânî, kahramanlıkla
ilgili, epik.
davâ (A.) [ 1
[دعوی .dava. 2.teorem. 3.mesele.
dâver (F.) [ 1
[داور .yargıç. 2.hükümdar. 3.Tanrı.
davet (A.) [
دعوت ] çağrı.
dâye (F.) [
دایه ] dadı.
dâyin (A.) [
داین ] alacaklı.
deâvî (A.) [
دعاوی ] davalar.
debbağ (A.) [
دباغ ] sepici.
debdebe (A.) [
دبدبه ] gِsteriş.
debir (F.) [
دبير ] katip.
ded (F.) [ دد ]
yırtıcı hayvan.
def (F.) [ دف ]
tef.
def’ (A.) [
دفع ] uzaklaştırma.
def’ edilmek
1.uzaklaştırılmak. 2.giderilmek.
def’ etmek
1.uzaklaştırmak. 2.gidermek.
def’a (A.) [
دفعه ] kez, kere, defa.
def’aten (A.) [
دفعة ] bir defada.
defaât (A.) [
دفعات ] kereler, defalar.
defâin (A.) [
دفائن ] gِmüler, defineler.
defâtir (A.) [
دفاتير ] defterler.
define (A.) [
دفينه ] gِmü.
defn (A.) [
دفن ] gِmme, defin.
93
defter (A.) [
دفتر ] defter.
defterdâr (A.-F.) [ 1
[دفتردار .ildeki en üst düzey maliye
yetkilisi. 2.maliye bakanı.
defzen (A.-F.) [
دفزن ] tef çalan.
deh (F.) [ ده ]
on.
dehâ (A.) [
دها ] dahilik.
dehâlet (A.) [ 1
[دخالت .karışma.
2.sığınma.
dehâlîz (A.) [
دهاليز ] dehlizler.
dehân (F.) [
دهان ] ağız.
dehânbeste (F.) [
دهان بسته ] suskun.
dehen (F.) [
دهن ] ağız.
dehliz (A.) [
دهليز ] koridor.
dehr (A.) [ 1
[دهر .dünya. 2.devir, zamane.
dehrî (A.) [
دهری ] materyalist.
dehriyye (A.) [
دهریه ] materyalistlik.
dehşetâver (A.-F.) [ دهشت آور ] dehşet veric