| Şehzadebaşı'ndan
Fatih Camiine giderken yolun sol tarafında mütevazi bir bina
görünür. Tarihî eser olduğu bellidir. Kapısında
"Millet Kütüphanesi" tabelası vardır. Bir
bahçeden girilen ana yapıda eşsiz el yazması,
taş basması eserler bulunmaktadır. Bu kütüphaneyi
dolduran binlerce cilt eser Ali Emiri Efendi'nin emeğinin,
gayretinin, fedakârlığının, mahsûlüdür.
Ali Emiri Efendi otuz yıl boyunca İslâm Âleminin
kültür merkezlerini dolaşıp, varını
yoğunu harcayarak bu kütüphaneyi dolduran eserleri toplamıştır.
Hiç evlenmeyen Emiri efendi, hayatını, ilme, milletinin
kültürünü yükseltmeye adamıştır. Ne yazık
ki bu değerli şahsiyet gelecek nesillere layıkiyle
tanıtılmamıştır. Hatta kurduğu kütüphanede
onun topladığı, kendi imkanlarıyla satın
aldığı eserleri okuyanlar bile Emiri Efendi
hakkında fazlaca malumata sahip değillerdir.
Ali Emiri Efendi 1857'de Diyarbakır'da dünyaya gelmiştir.
Ailesinde değerli ilim adamları bulunan Emiri Efendi küçük
yaşından itibaren sıkı bir ilmî çalışmaya
girişmiştir.
İlk tahsiline Diyarbakır'da başlayan Emiri
Efendi ilk önce Sülüküyye Medresesine devam etmiştir.
Daha sonra çeşitli medreselerde ilim tahsil etmiştir.
Dinî ilimlerde kariyer sahibi olan Emiri Efendi gece gündüz
okuyarak kendisini yetiştirmiştir. Tarih üzerinde çok
durmuştur.
Maliye memuru, bilahare Müfettişi olarak Devlet
Hizmetinde geçen otuz yıl müddetince her gittiği
yerden değerli kitapları toplamıştır. Bu
uğurda bütün maaşını ve kazancını
vermiştir.
Anadolu ve Rümelinde muhtelif şehirlerde memurluk yapan
Emiri Efendi en fazla kitaplara merak salmış ve nerede
değerli bir kitap olduğunu duymuşsa her türlü
fedakârlığı göze alarak gidip o eseri almıştır.
Onun kitap aşkına bir misal vermek isteriz:
Ali Emiri Efendi tarafından tesis olunan Millet Kütüphanesi
Emiri Efendi, İşkodra ve Yanya vilayetleri maliye müfettişi
iken, sırf Yemen'deki değerli eserleri toplamak için,
Yemen Defterdarlığına talip olmuş ve Yemen'e
gitmiştir.
Emiri Efendi'nin şimdi Türkiye'de, belki de dünyada tek
nüsha olan Kaşarlı Mahmud'un değerli eseri
Divan-ı Lügat'üt Türk'ü bulup kültürümüze kazandınşı
da hayi enteresandır.
Yaşlıca bir kadın ihtiyacı olduğundan
kendisine miras kalan bazı kitapları satmak ister ve
kitapları sahaflar çarşısına getirir. Bu
kitaplar arasında çok eski bir kitap kimsenin dikkatini
çekmez. Emiri Efendi âdeti üzerine sahaflarda kitapları
karıştırırken bu eski kitap gözüne çarpar.
Bu kitabın, nüshası bulunmayan Divan-ı Lügat'üt
Türk olduğunu anlayınca
üzerindeki bütün parayı kitapçıya verir ve kitap için
istenen ücretin kalanını eve giderek getireceğini,
kitabı kimseye satmamasını söyler. Bu esnada ne
olur ne olmaz diyerek te kitapçının üzerine kapıyı
kilitler. Eve kadar gitmeye de tahammül edemez ve yolda rastladığı
ahbaplarından aldığı borç parayı getirip
kitapçıya vererek eşsiz eseri alır.
Bu eşsiz eseri üç gün üç gece aralıksız
Kilisli Rıfat Beyle birlikte inceler. Üç gün boyunca
sadece namaz kılmak için çalışmalarına ara
verir ve yemek dahi yemez. İnceleme bittikten sonra Emiri
Efendi, böylesine değerli bir eseri ilim dünyasının
kazanmasına kendisini vesile kıldığı için
Cenab-ı Hakka hamdeder ve iki rekat şükür namazı
kılar.
Emiri Efendi bu şekilde derlediği on beş bin
ciltlik kültür hazinesiyle Fatih'te Feyzullah Efendi
Medresesinde şimdiki kütüphaneyi kurmuş ve ölünceye
kadar da bu kütüphanede hafız-ı kütüplük yapmıştır.
İşgal sırasında İngilizlerin ve
başka müsteşriklerin (yabancı islam
araştırmacıları) 30-40 bin altına varan
satın alma tekliflerini şiddetle reddetmiştir.
Son derece mütevazi olan ve İslamiyyeti yaşamadaki
hassasiyetiyle tanınan Emiri Efendi, bütün servetini ve
ömrünü milletine vakfetmiştir. Emiri Efendi, milletinin
ancak, kültür vasıtasıyle, ilmi elde etmesiyle,
mazisine, mefahirine sahip çıkmasiyle, dinine
sımsıkı sarılmasiyle terakki edeceğine
inanmıştır. "Millet" başlıklı
şiirinde milletine karşı duyduğu hisleri
şöylece terennüm etmiştir:
Hünerverfer
yetişsün san'at îcâd eylesün millet,
Hamiyyetle
çalışsun mülki âbâd eylesün millet.
Çıkar
seyret ne İbn Rüşdlerle İbn Sina'lar,
Hele
bir kerre azm-i râh-ı ecdâd eylesün millet.
Süleymâne
teşebbüs Fâtihâne itinalarla
Bekada,
halde Faruku dilşâd eylesün millet.
Olur
elbet ne Hayreddinler, Turgutça'lar paydâr,
Yine
Bahr-i Hind'de sâîmüz dâd eylesün millet.
Kerîm
ol hizmet-i mille t'te candan öyle sat et kim,
Hamiyet-i
sâff-ı bâlâsında tâdâd eylesün millet.
Vatan
evlâdıyız hep dahli bu kadar bunda edyânın,
Çalışsın
ittihad-ı ârâ ile ad eylesün millet.
Umumi
bir uhuvvet hâsıl eylesün nûr-u ismetiyle,
Bütün
birbirine şevkatle imdâd eylesün millet.
Bu
gafletle geçerse ey "Emîri" asr-ı hâzırda,
Mezaristan
içinde nazmımı yâd eylesün millet."
Emiri Efendi şahsiyeti ve karakteriyle de milletine örnek
olmuştur. Fenne çok meraklıdır. Çok çalışkandır.
Dinî, millî değerlere dil uzatan herkese
karşıdır, onları hiç sevmez. Osmanlı kültürüne,
Osmanlı sultanlarına, büyüklerimize büyük hürmeti
vardır. İsimlerini hürmetle anmaktadır. Ne
pahasına olursa olsun doğru bildiğini söylemekten
çekinmez. Son derece doğru sözlü, dürüst ve merttir. Son
derece fedakardır. Büyüklerimize dil uzatılmasına
tahammül edemez.
Doğru bildiğini çekinmeden söylemesine şu
vak'ayı misal olarak verebiliriz: Talat Paşa'nın
sadrazamlığı esnasında, Paşa'nın da
bulunduğu bir toplantıya Emiri Efendiyi davet ederler.
Sohbet esnasında, Talât Paşa'nın muhtelif
mevzulardaki sathî değerlendirmeleri
karşısında Emiri Efendi Paşa'ya dönerek:
"-Paşa, paşa kaç cilt kitabınız var?"
der. Talât Paşa:
"-30-40 tane kadar." cevabını
verir. Bunun üzerine Emiri Efendi;
"Paşa, halktan utanmazsan Allah'tan kork. Ulema
olmayan, Milletin ve devletin meselelerini çok iyi bilemeyen
devlet adamı olamaz. Kitabı olmayan sadrazam olamaz. Sen
millete ne vereceksin?" der.
Emiri Efendi hoşlanmadığı insanlara hiç
yüz vermemiştir. Mesela Ziya Gökalp'ten hoşlanmaz. Gökalp'in
ısrarla Divan-ı Lügat-üt Türk'ü görmek isteme
talebini reddeder ve araya sevdiği dostlarının da
girmesine rağmen Gökalp'e kitabı göstermez...
Değerli bir şair olan ve şiir yazabilecek kadar
Arapça ve Farsça'yı iyi bilen Emiri Efendi'nin elliye
yakın telif eseri bulunmaktadır. Eserlerinden
bazıları şunlardır: Levami' ül
Hamidiyye, Cevahir-ül Mülük, Ezhar-ı Hakikat, Yavuz Sultan
Selimin Türkçe Eş'arının Tahmisi, Osmanlı
Vilayet-i Şarkiyyesi (Diyarbekir), Yemen Hatırası,
Mir'at-ül Fevaid...
Emiri Efendi bu değerli eserlerinden, ilminden,
şairliğinden ziyade ilim ve kültür âlemine nadide
eserler kazandırması,
topladığı kitapları milletine armağan
etmesiyle tanınmıştır.
Emiri Efendi'nin kültür dünyamıza
kazandırdığı eşsiz eserlerden
bazıları şunlardır:
"Cerrahiyyet-ül Hâniyye", dünyada
ilk cerrah olan ve çok başarılı ameliyatlar yapan
ve bütün bunları minyatürlerle kitabında gösteren Sabuncuoğlu
Şerafeddin Bilâlî'nin eşsiz
eseri... Bu kitapta bazı mühim ameliyatların
yapılışı ve ameliyatta kullanılan aletler
resimlerle gösterilmiştir.
Âşık Çelebi Tezkiresi: Âşık
Çelebi'nin yazmış olduğu "Meşâir-i
Şuara" isimli
eserdir. Eserde 79 minyatür bulunmaktadır. Bu minyatürler
şairler hayatta iken yapılmışlardır.
Kıyafatü'l İnsaniye Fi Şemâili'l-Osmaniye:
Seyyid Lokman'n, insanın fizikî yapısına
bakarak karakter tayin etme ilmini muhtevi eseridir.
Emiri Efendi ayrıca cilt bakımından da
eşsiz eserler toplamıştır. Bunlardan "Muhibbi
Divan ı"üstü
bordro meşin üzerine gümüşle işlenmiştir.
Son derece değerli bir nüshadır.
23 Ocak 1924'te vefat eden Emiri Efendi'nin cenaze merasiminde
son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendi de bulunmuştur.
Mütevazi, ihlaslı bir zat olan Emiri Efendi
yaptıklarıyla milletin gönlünde yer etmiştir. Kültürümüze
eşsiz eserler kazandıran Emiri Efendiyi rahmetle, şükranla
yâdederken hakkındaki yazımızı Yahya Kemal'in
yazdığı "Ali Emiri'ye Gazel"
şiiriyle noktalamak istiyoruz.
Şöyle diyor Yahya Kemal gazelinde:
"Muhtaç
isen füyuzuna eslâf pendinin
Diz
çok önünde şimdi Emiri Efendi'nin
Âmid
o şehr-i nur öğünsün ile'l-ebed
Fazl
ü faziletiyle bu necl-i bülendinin
İklim-i
Rûm'u gezdi otuz yıl taraf taraf
Bir
maksadıyle tab'-ı nefâ'is-pesendinin
Yekpare
nur olan bu kütüphâne-î nefis
Yekpare
servetiydi bu âlemde kendinin
Ecdâd-ı
pâkimiz gibi vakfetti millete
Hayranı
oldu halk eser-î bîmenendinin
Yâ
Fahr-ı Kâinaat sen iyfâ et ecrini
Divân-ı
Kibriya'da bu Şark ercümendinin
|