elde etmiş,
ayrıca; tarih, edebiyat, coğrafya, matematik, geometri
ve astronomi gibi ilimlerde de devrin âlimleriyle tartışıp
onları yenecek kadar malumat sahibi olmuştur.
Çok küçük yaştan itibaren ata binmeyi, ok atmayı,
kılıç kullanmayı öğrenen Fatih, bu mahâretleriyle
harp meydanında küffarı perişan ederken diğer
taraftan, mahir bir edib (edebiyatçı) ve san'atkar
olduğunu gösteren şiirler yazmıştır. Avnî
mahlasıyla yazdığı ve ilk beytini baş
tarafa aldığımız şu şiirinde
aynı zamanda hayatının gayesini ve hedefini ortaya
koymaktadır. Şöyle demektedir Fatih:
Fazl-ı
Hakk-ı himmet-i cünd-ü Ricalullah ile
Ehl-i
küfrü ser-tâ ser kahreylemektir niyyetim.
Enbiya
ü evliyaya istinadım var benim,
Lütf-i
Hak'dandır hemen ümîd-ifeth ü nusretim.
Nefs
ü mal n'ola kılsan cihanda içtihad
Hamd-ü
lillâh var gazaya şad hezârân rağbetim.
Eyfahr-ı
âlem Muhammed mûcizât-ı Ahmed-i
Muhtar
ile Umarım galib ola a'da-yı dine devletim.
Bu şuurla gayret gösteren Fatih'in devleti din düşmanlarına
galib gelmiştir....
Oğlu Şehzade Mehmed'in mükemmel bir şekilde
yetiştiğini gören Sultan Murad 1444'te tahttan
vazgeçerek oğlunu tahta geçirmiştir.
Osmanlı tahtına çocuk yaşta bir
padişah'ın geçtiğini gören Avrupa ülkeleri bu
durumu fırsat bilerek yeni bir haçlı seferi düzenlemeye
girişip, büyük bir
haçlı
ordusu hazırlarlar. Fakat tahtta oturan geleceğin
ülkeler fâtihidir. Haçlı ordusuna karşı çıkacak
Osmanlı ordusuna, orduyu yakından tanıyan, tecrübeli,
maharetli birisinin kumandan olmasının lüzumunu görmüş
ve derhal babasına bir mektup yazarak ordunun
başına geçmesini istemiştir. Fatih'in davetinde
şu veciz ifadeler yer almıştır:
"Eğer padişah siz iseniz, kâfirlerin
hücumunu defetmek, devletinizi müdafaa etmek için gelmek
vaciptir. Ve eğer biz padişah isek, size emrediyoruz,
gelip ordumuzun başına geçin ve emrimize itaat etmek de
sizlere vaciptir."
Bu davetten sonra ordunun başına geçen Sultan Murad,
Varna savaşında maharetini ortaya koymuş ve çetin
bir muharebe neticesinde haçlı ordusunu perişan
etmiştir.
Savaşa başkumandan olarak iştirak eden Sultan
Murad daha sonra askerin ve kumandanların ısrarı
üzerine tahta geçmişti.
Fetih yolunda...
Fatih, babası sultan Murad'ın 3 Şubat 1451'de
vefatı üzerine 6 Şubat 1451'de ikinci defa tahta çıkmıştır.
Genç Sultan'ın en büyük ideâli, İstanbul'u
fethederek Kâinatın Efendisi'nin (a.s.m.) müjdesine mazhar
olmaktır. Tahta geçişinin hemen akabinde bu gayenin gerçekleşmesi
için faaliyete geçmiştir.
Edirne'de dünyanın o zamanın ölçülerine göre en
büyük toplannı döktüren Fatih, büyük fetih hazırlığını
süratle ikmal ettirmiştir. İlk defa havan topunu icat
etmiş ve bu icadını fetih harekâtında
uygulayarak icadının mükemmelliğini isbat
etmiştir.
23 Mart 1453'te Edirne'den hareket eden fetih ordusu 5 Nisan'da
İstanbul önlerine gelerek derhal şehri muhasara
etmiştir.
29 Mayıs 1453'te fetihle neticelenecek muhasara boyunca
ordu çeşitli kereler hücumlar yapmış ve bu cennet
belde için yüzlerce şehid verilmiştir.
Fatih, şehrin denizden muhasarasını mümkün kılmak
için dâhice bir planla, yaklaşık yetmiş gemiyi
kızaklarla karadan yürüterek Haliç'e indirtmiştir.
21/22 Nisan 1453'te Kabataş veya Tophane'den kızaklar
üzerinde kaydırılarak Kasımpaşa'ya indirilen
gemiler Bizanslıları hayretler içerisinde bırakmış,
morallerini bozmuştur. Çünkü onlar böyle bir teşebbüsü
akıllarının ucundan bile geçirmemişler, Haliç'in
ağzına gerdikleri zinciri hiçbir donanmanın
aşamayacağı ümidiyle deniz tarafından emin
olmuşlardır.
Dört ay gibi kısa bir zamanda Rumelihisar'ını (Boğazkesen
hisarı) inşa ettiren Fatih, bu suretle, Karadenizden
Bizanslılara gelecek yardım yolunu da
kapatmıştır.
Nihayet 29 Mayıs 1453'te büyük fetih gerçekleşmiş,
Fatih şehre girerek Ayasofya önünde şükür secdesine
kapanıp, Cenab-ı Hak'ka hamdetmiştir. Haçlı dünyasının
sembolü hüviyetindeki Ayasofya'yı camiye tahvil
ettirmiş ve ilk Cuma namazını Ayasofya'da
kılmıştır.
Fatih İstanbul gibi dünyanın merkezindeki bir
şehri ele geçirerek Ortaçağı kapatmış,
Yeniçağı başlatmıştır.
17 devleti tarihten sildi
Şanlı cihangirin fetihleri ölünceye kadar devam
etmiştir. Ordusunun başında 25 büyük sefere çıkarak,
17 devleti haritadan silmiş, bu devletin
topraklarını Osmanlı mülküne dahil etmiştir.
Fatih'in Bizans İmparatorluğuyla birlikte tarihten
sildiği 17 devlet sırasıyla şunlardır:
Bizans İmparatorluğu (1453), Enez Ceneviz Dükalığı
(1456), Atina İtalyan Dükalığı (1458),
Sırbistan Krallığı (1459), Mora
Despotluğu (1460), Trabzon Rum İmparatorluğu
(1461), Candaroğullan Beyliği (1461-1462), Eflak
Prensliği (1462), Midilli Ceneviz Dükalığı
(1462), Bosna Krallığı (1463), Karaman Devleti
(1466), Âlâiyye Beyliği (1471), Kırım
Hanlığı (1475), Arnavutluk (1478-1479), Tuğrul
Beyliği (1479), Yunan Adalarından Zanta Dükalığı
(1479), Hersek Dükalığı (1480) Bütün bu fütuhatıyla
Fatih, bütün Balkan yarımadasını Osmanlı
topraklarına katmış, Çanakkale ve İstanbul
boğazlarını kontrol altına alarak
boğazlarda hakimiyet kurmuştur.
Osmanlı Devletinin hudutlarını üç kıtaya
yaymış ve Devleti dünyanın en büyük devleti yapmıştır.
Fatih, 1363-1473 yıllan arasında hemen hepsi gayr-i müslim
olan 25 devletin hepsine karşı harbe girişmiş
ve hepsinden de muzaffer çıkarak askeri dehâsını
isbat etmiştir.
İla-yi kelimetullah uğruna can vermeyi gaye edinen bu
şanlı idareci, ilmî, askerî, siyasî, ahlakî ve
kültür sahalannda güzel meziyetleri şahsında
toplamış ve bu meziyetleriyle gelecek nesillere örnek
olmuştur.
Fatih devrinin ve Fatih'in şahsiyetinin diğer
hususiyetlerine de kısaca göz atalım:
Fatih, Osmanlı deniz kuvvetini dünyanın birinci
deniz kuvveti haline getirmiştir.
Topçuluk ve diğer harp teçhizatı üzerinde
devamlı yenilikler yapmış ve askeri sahada devleti
dünyanın en ileri ülkesi yapmıştır.
Âlimlere ve san'atkârlara büyük değer vermiş
ve onların rahatça çalışmaları için gerekli
şartlan hazırlamıştır. Diğer
İslam beldelerindeki âlimleri davet ederek onlara büyük
imkânlar hazırlamıştır. Herbiri
sahalarında mütahassıs âlimleri devamlı
yanında bulundurmuş ve her zaman onlarla istişare
etmiştir.
Fatih Camiiyle birlikte inşa edilen Sahn-ı Seman gibi
ilim yuvalan yaptırmıştır. "8 Fakülte"de
diyebileceğimiz Sahn-ı Seman'ın biri tıbba
aittir ve 70 yataklı bir de hastahanesi vardır.
Fatih bütün ülkede baştan başa imar faaliyetine
girmiştir. Saltanatı müddetince, 380 cami inşa
ettirmesi onun imarcılığını gösteren müşahhas
bir delildir.
Adalet anlayışı
Fatih devri, hukukta ve adalette de dünyaya örnek olacak
uygulamalarla doludur.
Fatih'in muhakeme edilişi o zamanki adalete müşahhas
bir misaldir: Fatih Camiinin inşası esnasında koca
bir mermer sütunu yanlış kesip israf ettiği,
dolayısıyle devlete zarar verdirdiği gerekçesiyle
Fatih tarafından eli kestirilen Rum Mimar İpsilanti Usta
İstanbul Kadısı Hızır Çelebi'ye
müracaat eder.
Mahkeme günü kadı'nın huzuruna giren Fatih oturmak
ister fakat Hızır Çelebi durmasına müsaade etmez
ve davacı ile yanyana oturmasını ihtar eder. Emir,
adaletin temsilcisinden gelmiştir. Uymamak mümkün mü?..
Muhakeme neticesinde Fatih suçlu bulunmuştur. Hüküm:
"Kısasa kısas"... Yani, Fatih'in de eli
kesilecektir. Devlet ricali araya girerek Rum ustaya ricada
bulunurlar ve tazminatı kabul etmesini söylerler. Zaten Rum
mimar da padişah'ın elinin kesilmesine razı
değildir. Tazminatı kabul eder. Fatih bizzat kendi
gelirinden, ustanın ailesinin ve çoluk çocuğunun
ömür boyu ihtiyacını karşılayacak miktardaki
tazminatı ödemeyi kabul eder ve aynca bir de ev yaptınr.
Muhakeme bu şekilde neticelendikten sonra Hızır
Çelebi'nin yanına giden Fatih, İstanbul
Kadısı'na, "Şayet adaletten
ayrılıp padişahım diye benim lehime karar
verecek olsaydın, başını şu
kılıcımla uçuracaktım" der.
Hızır Çelebi ise Padişah'ın bu sözlerine
cevaben şöyle der: "Sen de padişahım diye
kararlarıma muhalefet idüp mahkemenin huzurunu bozmaya ve
adaletin kudsiyetini ihlal etmiye kalksaydın
(oturduğu
minderin altındaki hançeri göstererek) ben de bunu senin
kalbine saptayacaktım." der.
İşte bu anlayış bütün bir ülkeye hâkim
olmuş ve bu anlayış devam ettiği müddetçe
devlet, dünyanın en büyük devleti olma vasfını
korumuştur.
Bütün hayati İslam için gayretle geçen Fatih
gayretinin sebebini bir başka hadise vesilesiyle şöyle
açıklamıştır:
Fatih'le anlaşmak isteyen Uzun Hasan'ın elçi olarak
gönderdiği anası, Fatih'in Trabzon seferine de
katılmıştır. Sare Hatun katlanılan
zorluklara dayanamayıp Fatih'e şöyle demiştir: "Oğul
bir Trabzon için kendini bu kadar yormak fazla değil mi? bir
kal'a bu kadar meşakkatlere değer mi?"
Günlerdir at sırtında aşılmaz denilen
dağları, geçitleri aşan Fatih şu cevabı
vermiştir:
"Ana, İslâmın
kılıcı elimdedir. Eğer bu zahmet ve eziyetlere
katlanmazsam gazi lakabına lâyık olamam. Bugün ve yarın
Allah'ın huzuruna çıktığımda
utanırım. Sonra, bizim dâvamız Trabzon'u fethetmek
dâvası değildir. Allah'ın ismini yüceltmek ve
ilân etmek davasıdır. Bu uğurda ne kadar zahmet ve
meşakkat çeksek yine azdır."
Fatih'in şahsiyyetini ve icraatlarını bu düşüncelerden
ayrı olarak değerlendirmek hakikatlere uymaz.
Fatih, hedefin nereye olduğunu sadece kendisinin
bildiği bir sefere çıktığı esnada yolda
Yahudi dönmesi bir hekimin zehirlemesiyle 3 Mayıs 1481'de
Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi, Fatih camii
avlusundaki türbesine defnedilmiştir.
Bütün hayatını Dine, Devlete ve millete hizmetle