Yavuz'un 22 Eylül 1520'de vefatı üzerine Şehzade Süleyman
30 Eylül 1520'de Osmanlı tahtına oturmuştur.
İlk icraat olarak adalet işlerini yoluna koymuş ve
iç huzuru sağlamak için uğraşmıştır.
6 Şubat 1521 de Canbirdi Gazali isyanının
bastırılmasından sonra üç kıtada 46 yıl
boyunca devam edecek seferlere başlamıştır.
Kanunî, 7 Eylül 1566'da vefatına kadar 13 "Sefer-i
Hümâyûn'a" çıkmıştır. Bu seferlerin
neticesinde dört bir yanda kazanılan zaferler ve
yapılan fetihlerle Devlet ihtişamın zirvesine
ulaşmıştır. Garpta Belgrad'ın, Rodos'un
fethedilmesi, Mohaç zaferinin kazanılması, Estergon
seferi neticesinde alınan topraklar ve Viyana
kapılarına dayanış... Doğuda ve Güneyde;
İran üzerine yapılan seferlerle doğu hududunun
sağlamlaştırılması... Akdenizdeki
fetihler... Afrika kıtasındaki fetihler... Bütün bu
fetihlerle Kanuni pederinden devraldığı topraklara;
Trablusgarb'ı, İrak'ı, Cezayir'i... Anadolu'da
Van'dan Ardahan'a kadar kuzey ile kuzeydoğu
topraklarını, Batı'da; Macaristan, Erdel, Belgrad
havalisini, Rodos'u, Adalar denizinde
en mühimmi Sakız olmak üzere çeşitli Venedik ve
Ceneviz sömürgelerini... Akdeniz'de büyük ehemmiyeti olan
Cerbe adasını ilave etmiş; Akdeniz'le
Kızıldeniz'i ve Basra Körfezini birer Müslüman Türk
gölü haline getirmiş; Osmanlı sancağını
Umman ve Hint denizlerinde dalgalandırmıştır.
Doğu sınırında çıbanbaşı olan
Safevileri büsbütün sindirmiş ve İspanya
krallığı ile Almanya imparatorluğuna ve
Avusturya devletine, Osmanlı Devletinin hakimiyetini kabul
ettiren anlaşmalar imzalatıp haraca
bağlamıştır. Geriye hudutlarında güneş
batmayan muhteşem bir Devlet bırakan bu idarecilerin
devresinde Osmanlı Devleti "süpergüç" olmuştur.
Osmanlı Devleti Kanuni devrinde adaletiyle, idaresiyle,
iktisadi faaliyetleriyle, ilim, kültür, san'at faaliyetleriyle
bütün dünyaya örnek olmuştur.
Kanuni rahat döşeğinde ölümü hazmedememiş,
Hakkın emanetini harp meydanında teslim etmek
istemiş ve öyle de olmuştur. Son "Sefer-i Hümayun'da"
ordu Zigetvar kalesi önlerindeyken top, tüfek sesleri, kılıç
şakırtıları arasında teslim-i ruh
etmiştir. Vefatının akabinde de kale
fethedilmiştir.
Kanuni harp sanatındaki mahareti yanında,
san'atkarlığıyla da tanınır. Aynı
zamanda usta bir şairdir. "Muhibbi" mahlasıyla
(takma ad) yazdığı şiirlerde
san'atının ve fikrinin
pırıltılarını görmekteyiz. Bütün hayatı
boyunca adımlarını, Allah rızası için
atmaya çalışmış olan bu cihangir padişah
Tevhid uğruna her fedakârlığı göze almaktan
çekinmemiştir.
Bir şiirinde şöyle der:
"Halk
içinde mü'teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya
devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
Saltanat
dedikleri ancak cihan gavgaasıdır
Olmaya
baht-u saadet dünyada vahdet gibi"
Hak için, "İla-yi kelimetullah" için
çalıştığını hareketleriyle gösterdiği
gibi, fikrini "Muhibbi" mahlasıyla
yazdığı şiirlerinde sık sık
işlediğini görmekteyiz. Kanuni, şu meşhur
şiirinde niyetini açıkça belirtmektedir:
"Allah
Allah diyelim, sancak-ı şahı çekelim,
Yürüyüp
her yandan Şark'a sipahi çekelim
İki
yerden kuşanalım yine gayret kuşağın,
Bulaşıp
toz ile toprağa bu rahı çekelim,
Payimal
eyliyelim kişverini sürhserin,
Gözüne
sürme deyu dûd-ı siyahı çekelim.
Bize
farz olmuş iken olmamız İslâm'a zahir
Nice
bir oturalım bunca günahı çekelim!
Umarım
rehber ola bize Ebübekr ü Ömer
Ey
Muhibbi, yürüyüp Şark'a sipahi çekelim!"
Bu büyük hükümdarın devrinde yüzlerce büyük
şahsiyetler yetişmiştir. Edebiyyata; Fuzulî, Bakî...
İlim'de; Zenbilli Ali Efendi, İbni Kemal ve Ebussuud
Efendi... Mimaride; Koca Sinan... Tarih'te; Selanikî Mustafa,
Âli, Celâlzâde Mustafa, Nişancı Mehmet...
Coğrafyada; Pîri Reis... Denizcilikte; Barbaros Hayreddin Paşa
ve Turgut Reis... Önde gelen isimlerdendir.
Şair Padişahlardan Kanûnî'nin meşhur Beyti:
Halk içinde
muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya
devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
İlme ve buna bağlı olarak âlimlere ve
san'atkarlara büyük değer veren Kanuni Devrinde
Osmanlı sınırları yüzlerce san'at eserleriyle
süslenmiş, yüzlerce eser yazılmıştır.
Mimari sahasındaki başlıca eserler; Süleymaniye
Külliyesi, Babasının namına
yaptırdığı Sultan Selim Camii, oğullan
Şehzade Mehmed ve Cihangir namına
yaptırdığı camiler... Kızı Mihrimah
Sultan namına yaptırdığı Edirnekapı
ve Üsküdar'daki camiler, Haseki Sultan Camii ve medresesi ve her
tarafa dağılmış, köprüler, medreseler,
tekkeler...
Şan ve şerefle dolu bir devri ve Hak âşığı
şanlı hünkan anlatmaya ciltler dolusu yazılar
yetmez. Biz Kanuni hakkındaki yazımızı
taşıdığı mânâ itibariyle vasiyyeti ve
bir şiirle noktalayalım.
Kanuni hastalığı esnasıda Ebussuud efendiye
bir sandık teslim ederek vefatında bu sandıkla gömülmesini
vasiyyet etmiştir. Vefatı takiben ulemâ
arasında
yapılan tartışmalar neticesinde, dinimizde
eşya ile gömülmek caiz görülmediğinden sandık
kabre konulmaz. Fakat merak üzere açılır. İçindekileri
gören Ebussuud efendi göz yaşlarını tutamaz.
Sandıkta. Kanuni'nin verdiği hükümler için aldığı
fetvalar vardır. Ebussuud efendi ağlayarak "-Süleyman
sen kendini kurtardın biz ne yapacağız..."
der...
Kanuni için ağlayanlardan birisi de şair Baki'dir. "Kanuni
Sultan Süleyman Mersiyyesi" ile hislerini dile getirmiştir.
Bu meşhur manzumenin altıncı bendininin son
beyitleriyle yazımızı noktalayalım:
Şöyle diyor Baki şanlı hünkar
için:
"Dest-i
fenada merg-i hevâ durmayıp döner
Tiğın
Huda yolunda sebil etti canları
Şemşîr
gibi rûy-ı zemine taraf taraf
Saldın
demir kuşaklı cihan pehlivanları
Aldın
hezâr bütkedeyi mescid eğledin
Nâkus
yerlerinde okuttun ezanları
Âhir
çalındı kûs-ı rahîl ettin irtihâl
Evvel
konağın oldu cinân büstanları
Minnet
Hudâya iki cihanda kılup saîd
Nâm-ı
şerifin eyliye hem gazi hem şehid"