Anadolu
Selçuklu Devletini dünyanın en zengin, en ihtişaml
devleti haline getiren Sultan Alaeddin Keykubad, Anadolu'yu
baştan başa imar etmesi ve ilim müesseseleri ile
donatmasıyla tanınan ve ismi her zaman hayırla yâdedilen
büyüklerimizdendir.
Sultan Alaaddin Keykubad, Sultan I.Gıyaseddin Keyhusrev'in
oğludur. Kardeşi Sultan İzzeddin Key-Kâvûs'un
1219'da vefatı üzerine 28 yaşında iken Selçuklu
tahtına oturmuştur.
Alaaddin Keykubad tahta geçtikten sonra yaklaşan
Moğol tehlikesine karşı tedbirler aldı.
Başta Konya, Sivas ve Kayseri olmak üzere birçok
şehirde kale ve surları tamir ve tahkim ettirdi. Kale ve
suru olmayan yerlerde kale ve sur inşa ettirdi.
Moğolların Bağdat'a hücum etme ihtimali üzerine,
yardım isteyen Halifenin hizmetine ordu gönderdi. Moğol
hücumu olmayınca bu beş bin kişilik ordu geri döndü.
Sultan Alaaddin bir taraftan da fetih hareketlerine girişmişti.
İlk olarak 1223'te Akdeniz'in mühim noktalarından
Kalonoros'u fethetti. Bu güzel limana ismine izafeten Alâiye (Alanya)
dendi. Burada büyük bir tersane kurdurarak deniz filosunu
güçlendirdi. Çobanoğlu Hüsameddin Beyin kumandası
altında Kırım'a denizden ordu şevketti. Bu
ordu Ukrayna içerilerine kadar ilerledi. Çavlı Bey de
Silifke'ye kadar olan Akdeniz kıyılarını
fethetti. Batıda Bizanslıların yanı sıra,
Doğuda Moğol Tehlikesinin başgöstermesi üzerine
Eyyubîlerle dost olmanın faydasına inanan Sultan
Alaaddin, Eyyubî Sultan'ı Âdil le anlaştı ve Adîl'in
kızı ile evlendi.
Mengücekoğulları huzursuzluk çıkarmaya
başlamışlardı. İleride Moğollarla
yapacağı çarpışmalarda Erzincan ve havalisini
ellerinde bulunduran Mengücekoğulları tarafından
arkadan vurulacağını hesap eden Alaeddin Keykubad
bu bölgeyi garantiye almayı düşündü ve 1225'te
Erzincan'ı fethederek Mengücekoğullarını
ortadan kaldırdı.
Alaaddin Keykubad, İslâm ülkelerini talan eden Moğollara
karşı durmak için bütün müslümanların el ele
vermesini istiyordu. Bu maksatla Harzemşah hükümdarı
Celaleddin'e ittifak teklif etmiş ve her konuda yardıma
hazır olduğunu söylemişti. Fakat iyi bir kumandan
olmasına rağmen, siyasî görüşü kıt olan
Celaleddin Harzemşah, bu ittifak teklifine, kendisinden
beklenilmeyen bir harekete girişerek cevap vermişti.
Celaleddin, Moğollar dururken İslam ülkesine girmiş
ve âlimleriyle meşhur bir kültür merkezi durumunda olan
Ahlat'ı kuşatmıştı. Bunu öğrenen
Alaeddin Keykubad, Celaleddin'e yanlış yolda
olduğunu, İslam mülküne tecavüz etmemesi gerektiğini,
asıl Moğollarla meşgul olması lazım
geldiğini anlatan
bir
mektup göndermiş ve Ahlatı muhasaradan vazgeçtiği
takdirde, Moğollarla mücadelesinde kendisini destekleyeceğini
de ilave etmişti. Bu güzel teklife kulağını
tıkayan Celaleddin Harzemşah, Selçuklu Sultanı ile
çarpışmaktan kaçınmayacağını söyledi.
Neticede iki ordu 10 Ağustos 1230'da Erzincan
yakınlarındaki Yassıçemen'de karşı
karşıya geldi. Cereyan eden çetin muharebe neticesinde
Celaleddin Harzemşah'ın ordusu mağlup oldu ve
Harzemşah hükümdarı Selçuklu topraklarından
uzaklaştı. Neticede siyaseti bilmeyişinin
ceza'sını ağır bir şekilde ödedi ve Moğollar
önünde mağlup oldu. Kendisi de Moğollar
tarafından şehid edildi.
Yassıçemen muharebesini kazanan Alaaddin Keykubad Erzurum
üzerine yürüdü ve amcası oğlu Cihanşah'ın
idaresi altındaki şehri ele geçirerek şehri
doğrudan doğruya Konya'ya bağladı.
Moğollara karşı ustaca bir siyaset takip ederek
Anadolu üzerine gelmelerine mani oldu. Zaten Moğollar
da şöhretini ve devletinin gücünü yakından
bildikleri Alaeddin'in üzerine gitmeye cesaret edemiyorlardı.
Onlar bu şanlı padişah'ın vefatını
kollayacak ve ondan sonra Anadolu'ya dalacaklardı. Nitekim
öyle yapmışlardır...
1234'te Eyyubiler gözünü Anadolu'ya dikmişti. Eyyubi
imparatoru Sultan Kâmil, yanına 16 Eyyubi Melikini ve yüz
bin kişilik ordusunu alarak Anadolu'ya girmişti. Bunun
üzerine harekete geçen Alaeddin Keykubad Eyyûbî ordusunu karşıladı
ve Eyyûbîleri üst üste bozguna uğratarak Anadolu'dan püskürttü.
Çetin mücadeleler sonunda Anadolu birliğini kurmaya
muvaffak olan Alaeddin Keykubad, Suriye'yi fethetmek için hazırlıklara
başladı. Bu hazırlık içerisinde iken 30 Mayıs
1237'de Kayseri'de zehirlendi ve 45 yaşında iken vefat
etti. 17 yıl 5 ay tahtta kalan Selçuklu Devletinin bu
büyük idarecisinin naaşı Konya'ya getirilerek
kendisine nisbet edilen camiin yanındaki türbeye defnedildi.
Tarihlerin kaydettiği büyük idarecilerden birisi olan
Alaeddin Keykubad, idareciliği esnasında devleti
ihtişamın zirvesine çıkarmıştır.
Takip ettiği dâhice bir ticaret ve iktisat siyaseti ile
Anadolu Selçuklu Devletini dünyanın en zengin ve en müreffeh
ülkesi haline getirmişti. Ülkeyi bir uçtan bir uca
yollarla kervansaraylarla donatmıştı. Surlar,
kaleler ile yeni şehir ve kasabaların inşası
yanında, kervansaray, cami, medrese, hastahâne ve köprü
yapımı gibi imar faaliyetinde bulunarak ülkeyi mâmur
hale getirdi. Ordu ve donanmaya çok ehemmiyet verdi. Mükemmel
bir ordu kurdu. Şeker, dokuma ve silah imalathaneleri
kurdurdu.
Kendisi de âlim bir zat olan Sultan Alaeddin Keykubad ilme ve
âlime son derece değer verirdi. Tanınmış
âlimleri davet eder, onları mükemmel surette ağırlardı.
Konya'ya gelen Bahâeddin Veled ve oğlu Celaleddin Rûmî'ye
(Mevlânâ) büyük hürmet göstermişti.
Adalet işlerini yakından takip ederdi.
Kapısı herkese açıktı. Her vakit ahaliyle görüşür,
istek ve şikayetlerini dinlerdi. Haksızlığa
uğrayanın işini bizzet takip eder,
haksızlık düzeltilinceye kadar peşini
bırakmazdı.
İslam ülkelerinin ve müslümanlarının
meseleleriyle yakından ilgilenir ve İslamiyyet için
bütün imkânlarını seferber ederdi. Bu hasletinden
dolayıdır ki, Halife kendisini "Sultânu'1-Âzam"
diye anarak, İslam hükümdarlarının en büyüğü
olduğunu tasdik etmiştir.
17 yıllık saltanat devri, dünyanın gıpta
ile baktığı, halkın maddî ve manevî huzur ve
saadet içerisinde yaşadığı bir devir
olmuştur.