bunu her vesile ile ilan
etmiştir. Alparslan 1066'da Melikşah'ı resmen
veliaht ilan etti. Malazgirt savaşı öncesinde de bu
arzusunu açıkladı. 1072'deki şehadetinden sonra da
henüz 17 yaşında olan oğlu Melikşah yerine
Sultan oldu.
Sultan Melikşah, saltanatının ilk iki senesini iç
kavgaları yatıştırmak ve hudutları müdafaa
etmekle geçirdi. Mahir bir idareci olan Nizamülmülkü geniş
selahiyetlerle kendisine vezir yaptı. Devleti tehdit eden
Karahanlı ve Gaznelilere karşı koydu ve onları
mağlup etti.
Melikşah'ın en büyük ideali, bütün müslüman
devletleri bir bayrak altında toplamak, İslam
Birliği'ni tesis etmekti. Bu gaye için çalışmağa
başladı. Halife Kaim bin Amrülah ile sıkı münasebet
tesis etti. Halife, Melikşah'a, "Mu'izze'ddin" ve
"Celâlüddevle" unvanları ile birlikte o vakte
kadar hiçbir hükümdara verilmemiş olan ve hilafet
makamının en büyük yardımcısı mânasına
gelen "Kasım Emire'l Mü'minîn" lakabını
verdi.
Melikşah devrinde Anadolunun fethinin tamamlanması
hareketi süratle devam etti. Süleyman Şah'a
yaptığı yardımlarla Anadolu bir İslam
beldesi haline geldi. Vermiş olduğu emirle, Anadolu Selçuklu
Devleti kuruldu.
Devlet teşkilatını ve orduyu intizama sokan
Melikşah fetih hareketlerine babasının
bıraktığı yerden devam etti.
Kutalmışoğulları Süleymanşah ve Mansur
ile, Türkmen reislerinden Artuk Bey, Tutak ve Alp İlig gibi
namlı kumandanlar Anadolu'da zaferden zafere koşuyor,
önlerine çıkan Bizans ordularını bozguna
uğratıyorlardı.
Anadoludaki Hıristiyan halk, Bizans idaresinden
bunalmıştı. Saray hileleri ve umumî idaresizlik
yüzünden derebeyleri Anadoluyu kasıp kavuruyorlardı.
Sık sık kendilerini imparator ilan ederek merkeze yürüyen
kumandanların baskısına maruz
kalıyorlardı. Bu yüzden kendilerine adaletle muamele
eden ve gittikleri yere huzur ve refahı da birlikte götüren
Müslümanları sevinçle karşılıyorlardı.
Türkmen birlikleri Yeşilırmak, Kelkit ve Çoruh
havzalarını ele geçirmişler, Alaşehir'i
fethederek Ege sahillerine kadar uzanmışlardı.
Diğer bir kol da Urfa ve Nizip civarında Bizans
ordularını yenerek Güney ve Güneydoğu'da fetihler
yapmışlardı.
Süleyman Şah İznik'i fethetmiş, Üsküdar'a
kadar ilerliyerek bütün Boğaziçini kontrol altına
almıştı.
Kısa zamanda Mardin ve Diyarbakır ile
civarındaki otuzdan fazla kale ve şehir fethedildi.
Ayrıca Siirt, Bitlis ve Ahlat gibi mühim yerler de
fethedilerek Büyük Selçuklu İmparatorluğuna
katıldı.
Melikşah devrinde fethedilen yerlerden bazıları
şunlardır: Musul, Kudüs, Dimeşk, Haleb, Lazkiye,
Gence, Kafkasya, Kars, Oltu, Erzurum Gürcü Kralı
tarafından ele geçirilen bu bölgeler 1080'de fethedilmiştir),
Trabzon, Azerbaycan, Buhara, Semerkand, Hicaz Bölgesi (Mekke-Medine),
Yemen...
Ömrünü İslama faydalı icraatlar yapmaya adayan
Melikşah her zaman şu şekilde dua etmektedir:
'Ya Rab, eğer İslama ben faydalı
olacaksam, bana yardım et, muzaffer kıl! Eğer
karşımdaki hasmım faydalı olacaksa, ona
yardım et, onu muzaffer kıl!"
Sultan Melikşah, 20 Kasım 1092'de 37
yaşında-iken vefat etti. Cenazesi İsfahan'a götürüldü
ve kendisinin yaptırdığı medresesinin
yanındaki türbeye defnedildi.
Yirmi yıllık saltanatı esnasında Büyük
Selçuklu Devletini Kaşgar'dan Boğaziçine,
Kafkas'lardan Yemen ve Aden'e kadar genişletmek suretiyle
devrin en büyük siyasî gücü haline getiren Melikşah, bu
koca Devlette adaleti mülkün temeli yapmaya muvaffak olmuştur.
Bu yüzden kendisine "Sultanü'l Âdil" denilmiştir.
Saltanatı müddetince mağlubiyet yüzü görmediği
için de "Ebu'l Feth" lakabı
verilmiştir.
Melikşah zamanında, Nizamülmülk'ün de himmeti ve
gayreti ile gayet muntazam bir divan (hükümet) teşkilatı
ve yarım milyonu bulan muntazam bir şekilde
yetiştirilmiş daimî ordu kurulmuştur.
Fakirleri, ilim ve san'at adamlarını korumak için
devlet bütçesine ödenek koydurulmuştur.
Âlimleri ve san'atkarlan himaye etmiş, onlara büyük
alâka göstermiş, ilim sahibi zatları bizzat ziyaret
ederek, onların ilmine ve şahsiyetlerine hürmet
göstermiştir. Devrinde, İmam-ı Gazali,
Kaşgarlı Mahmut, Cürcânî gibi âlimler yetişmiştir.
Mühim bölgelere Nizamiye Medreselerini kurdurmuş, yollar,
çeşmeler, medreseler, camiler inşa ettirerek ülkeyi
mâmur hale getirmiştir.
İlim ve adaletin büyük itibar gördüğü ülkesinde
huzur ve refah hâkim olmuş, şaşaalı bir
İmparatorluk tesis edilmiştir.