Orhan
Gazi zaferlerle dolu ömrünü ikmal edip beka âlemine göçünce,
fetih sancağını oğlu Murad Hüdâvendigâr
devir almıştı. Sultan Murad, atasından
devraldığı mirasa layık olduğunu göstermiş,
Anadolu ve Balkanlardaki fetihleriyle Osmanlı Devletini
muhteşem bir imparatorluk haline getirmiştir. 27
yıllık saltanatı müddetince 37 muharebeye iştirak
etmiş ve maharetle idare ettiği bu muharebelerin hepsini
kazanmıştır.
Balkanlar fâtihi olarak tarihe geçen Sultan Murad
Hüdâvendigâr 1326'da doğmuştur. Annesi Nilüfer
Hatun'dur.
Mükemmel bir tahsil gören Şehzade Murad, küçük yaşından
itibaren babası Orhan Gazi ile birlikte savaşlara
katılmıştır. Kardeşi Şehzade Süleyman'la
birlikte Rumeli fütuhatında bulunmuş, kardeşinin
vefatı üzerine fetih harekâtını kendisi idare
ederek büyük başarılar kazanmıştır.
Orhan Gazi'nin 1362'de vefatı üzerine, Devlet ricali
tarafından Bursa'ya davet edilmiş ve hükümdar ilan
olunmuştur.
Bursa'ya giden Murad Gazi'nin Rümelinden ayrılmasını
fırsat bilen Bizans kuvvetleri Burgaz, Çorlu ve Malkara'yı
ele geçirmiş, Ahiler de ayaklanarak Ankara'yı geri
almışlardı.
Murad Hüdâvendigâr ilk olarak Devlet idaresini düzene koydu.
Ankara'yı tekrar ele geçirdi. İsyan eden
kardeşleri Şehzade Halil ile İbrahim'i bertaraf
etti.
Anadoluda hakimiyyeti tesis ettikten sora yeniden Rumeline geçerek
fetih harekâtına başladı. Bizanslıların
eline geçmiş olan yerleri geri aldı. Çorlu ve
Lüleburgaz'ı 1363'te zaptederek buraya Anadolu'dan göçmenler
getirterek yerleştirdi. Bu suretle ele geçirdiği her
yerde sağlam temeller atıyor ve oraya kök salıyordu.
Bu esnada Evranos; Malkara, Keşan ve İpsala'yı,
Hacı İlbeyi ise Dedeağacı ve Dimetoka'yı
fethetmişti. Daha sonra Edirne'nin fethi
kararlaştırıldı. Babaeski ile Pınar Hisar
arasındaki Sazlıdere'de Rum ve Bulgar askerlerinden
oluşan düşman ordusu perişan edildikten sonra
Edirne fazla karşı koyamadı ve teslim oldu.
Edirne'nin fethinden sonra fetih hareketleri süratle devam
etti. Beylerbeyi Lala Şahin Paşa Filibeyi; Batı
Trakya taraflarının fethine memur edilen Evrenos Bey de
1364'te Gümülcine'yi fethetti.
Osmanlı Devletinin Balkanlardaki muazzam fetihlerinden
telaşa kapılan haçlı dünyası bir ordu
teşkil ederek, Edirne'ye doğru yola çıktı. Yüzbin
kişilik bu haçlı ordusunu
Sırp-Sındığı mevkiinde yakalayan
Hacı-İlbeyi on bin kişilik kuvvetiyle üç koldan
baskın yaptı ve haçlı ordusunu tamamen imha etti.
1367'de Kara Timurtaş Bey Bulgarlara ait,
Kızılağaç ve Yanbolu'yu, Lala Şahin Paşa,
Samakov'u, Sultan Murad da, Bulgarların elindeki, Aydos, Karnâbâd,
Sözebolu kasabaları ile Bizanslılara ait Hayrebolu
şehrini fethetti.
1371'de Çirmen zaferi kazanıldı. Böylce Mekadonya
yolları da açılmış oldu. Makedonya ve
Trakya'nın bir kısmı fethedildi. Vezir Hayreddin
Paşa Kavala, Drama, Zihne ve Serez'i fethetti.
1372'ye doğru Trakya fütuhatı
tamamlanmıştı. Bulgaristan krallığı
da Osmanlı Devletine bağlanmak mecburiyyetinde
kalmıştı. Bu suretle, on yılda Gelibolu'dan
Sırbistan'a gelinmiş ve Adriyatik'e kadar nüfuz ve
tesir sahası oluşturulmuştur.
1376'da Bursa'ya giden Sultan Murad, Anadolu Beylikleriyle
temaslarda bulunarak devletin nüfuzunu arttırmak için teşebbüslerde
bulunmuştur. Bu maksatla oğlu Yıldırım
Bayezid'e Germiyanoğlu Süleyman Şah'ın
kızını aldı. Germiyanoğlu
kızına çeyiz olarak Kütahya ve mülkiyatını,
Simav, Eğrigöz ve Tavşanlı ile mülkiyatım
verdi. Bu suretle Osmanlı
Devleü
Anadolu içlerinde yeni topraklar kazandı.
Sultan Murad Anadoludaki temaslarını
tamamladıktan sonra tekrar Balkanlara yöneldi. Mükemmel hazırlanmış
plan gereğince kararlaştırılan yerler birer
birer fethedildi.
1380'de İştip, 1382'de Sofya, 1385'te Manastır
ve Ohri fethedildi.
Vezir-i Azam Çandarlı Halil Hayreddin Paşa
1385/1386'da Arnavutluk üzerine sefere çıktı.
II.Balşa'mn kumandasındaki Arnavutluk ordusunu yenilgiye
uğrattı. 1386'da, Akçahisar, İşkodra
başta olmak üzere bütün Kuzey Arnavutluk fethedildi.
Sultan Murad merkezden uzak yerde ordunun Venediklilerle harbe
girmesini istemediğinden İşkodra Venediklilere geri
verildi.
Sultan Murad 1388'de Bulgaristan üzerine sefere çıktı
ve Bulgaristan'ın büyük kısmını fethetti.
Bütün bu fetihler neticesinde bütün Balkanlar Osmanlı
nüfuzuna girmişti. Sultan Murad Batıda fetihlerle
meşgulken fırsatı ganimet bilen Karamanoğlu Alâeddin
Bey, Osmanlı Devleti aleyhine faaliyetlere
başlamıştı. Bunun üzerine Sultan Murad
Anadoluya döndü ve süratle Karamanoğlu üzerine yürüdü.
1386'da Konya yakınlarında Karaman kuvvetlerini
perişan etti. Bunun üzerine Karaman Beyi, zevcesi Sultan
Murad'ın kızı Melek Hatun'u ricacı göndererek
affını istedi ve Sultan Murad'm elini öperek özür
diledi. Böylece Anadoludaki huzursuzluk da bertaraf edilmiş
oldu.
Avrupa'daki Osmanlı fütuhatından dehşete
kapılan haçlı dünyası bir araya gelmeye karar
vermiş
ve bu maksatla bir
haçlı ordusu teşkil etmişlerdi. Macaristan,
Lehistan, Sırbistan, Bosna Krallığı, Eflak,
Boğdan, Hırvatistan, Bohemya ve Bulgaristan
Krallığından müteşekkil bu büyük ordu
ilerlerken, Sultan Murad da beylere ve kumandanlarına haber
salarak ordusunu topladı. İki ordu Kosova'da
karşı karşıya geldi.
Sultan Murad, savaştan bir gün önce yatsı
namazını kıldıktan sonra Dergâh-ı
İlâhiye el açarak şöyle dua etti:
"Ya Rabbi! Sen ol padişahlar
padişahısın ki yeryüzündeki insanların
sığınağısın ve bütün kulların
ümit kapışısın. İslâm sancağını
düşman elinde parçalatma ve bu zayıf, kuvvetsiz kulunu
cihan içinde adı kötüye çıkmış bir insan
etme..." Şanlı padişah'ın
dudaklarından daha sonra şu mısra'lar dökülmüştür:
"Âb-i
rûyi Habib-i Ekrem için,
Kerbelâ'da
revan olan dem için,
Ehl-i
İslama ol muin-u zahir,
Dest-i
a'dâyi bizden eyle kasîr.
Bakma
ya Rab, bizim günahımıza,
Nazar
et can-u dilden âhımıza.
Mülk-i
İslâmı payimal etme,
Menzil-i
fırka-i dalâl etme.
Din
yolunda beni şehîd eyle,
Âhirette
beni saîd eyle..
Keremin
çoktur ehl-i İslama
Dilerim
kim irişe itmama..."
Bu muharebe neticesinde Balkanların hâkimiyeti ya Osmanlılarda
kalacak veya Haçlıların eline geçecekti. Mağlubiyet
halinde Osmanlı Devletinin Anadoludaki durumu da tehlikeye düşecekti.
20 Haziran 1389'de Kosova ovasında başlayan muharebe
8 saat bütün şiddetiyle devam etti.
Osmanlı ordusu bütün kanatlarda Haçlı ordusunu
darmadağın etmiş, çembere aldığı düşman
ordusunu imha harekâtına başlamıştı. Bu
savaş hengâmesinde Sultan Murad'a yaklaşan Miloş
isimli bir Sırplı aniden kolundan çıkardığı
hançeri Sultan Murad'ın kalbine saplamıştı.
Sultan Murad, Allah'ın rızasını kazanmak için
kendini kurban adamış ve bir gün önceki duasında
da bunu taleb etmişti. Muharebenin zaferle
neticelendiğini görmüş, fakat kendisi şehid düşmüştü.
Sultan Murad'ın şehid olması üzerine Yıldırım
Beyazıd çağrılarak padişah ilan edildi.
Şehit padişahın cenazesinin çürümeden
Bursa'ya getirilebilmesi için iç organlarının çıkarılması
gerekiyordu.
20 Haziran 1389'da şehadet şerbetini içen Gazi
Hünkârın iç organları Kosova Sahrasına gömüldü.
Bugün de "Meşhed-i Hüdâvendigâr" diye bilinen
bu mekan ziyaretçilerle dolup taşmaktadır.
Padişahın cenazesi Bursa'ya nakledilerek
Çekirge'deki türbesine defnedildi.
Sultan Hüdâvendigârın şehâdeti bütün İslâm
âleminde üzüntüyle karşılandı. Çünkü
şehid padişah, ömrü boyunca İslâmiyeti fethettiği
beldelerde hâkim kılmak için çalışmıştı.
İslâm âleminin mesele
leriyle yakından
ilgilenmiş ve onlarla sıkı dostluk kurmuştu.
Saltanatı müddetince zaferden zafere koşan Sultan
Murad devletin hudutlarını Anadolu'da ve Rumeli'de çok
genişletmiş ve babasından bir beylik halinde
aldığı ülkeyi imparatorluk halinde oğullarına
bırakmıştır.
Adliye, maliye ve orduya ehemmiyet vererek, devrin en mükemmel
teşkilatını kurmuştur.
Sultan Murad azim ve irade sahibi, vakur, cesur, müşfik,
açık sözlü mizacıyla herkes tarafından sevilirdi.
En tehlikeli anlarda bile,
soğukkanlılığını muhafaza ederek, ne
suretle hareket edilmesi icap ettiğini bilirdi. Bütün işleri
devlet ricaliyle danıştıktan sonra karara
bağlardı. Herhangi mühim bir işte, ileri sürdüğü
fikre karşı yapılan itirazları dinler ve münasip
olanı tatbik ederdi.
Neşri, eserinde bu şanlı padişah
hakkında şunları söylemektedir:
"Gazi Murad Han dahi atası gibi sâhib-i
hayr idi, âdil ve kâmil, din-Perver, âlî himmet, fakir-dost,
düşkünlere yardımcı, rey ve tedbir sahibi,
pehlivan idi. Bütün ömrünü gazaya sarfetmiştir. Nesl-i
Osmanîde bu etdüğü gazayı hiçbir padişah etmedi
şol kadar himmet ve sahâ-i nefsi var idi ki, hiç bir ahad
kapısına gelip, mahrum gitmez idi. Fethedilen
beldelerdeki ahaliye mülâyemetle (yumuşaklıkla)
hareket ederek etrafındaki tesiri, muhabbete tebdil etti ve
bunun neticesinde zaptedilen yerlerdeki halk, kendisine
bağlılık göstererek, imparatorun idaresini aramaz
oldu."