| Dünyanın
en büyük devletlerinden birinin kurucusu
OSMAN GAZİ
|
Osman
Gazi; imanını, azmini harc ederek inşa ettiği,
623 yıl payidar olan, büyük ve şerefli İslam devletini kurucusu büyüğümüz...
O'nun, Rıza-i
İlâhî uğruna gösterdiği ihlaslı
gayretleridir ki, şanlı devleti altı asır üç
kıtada payidar kılmıştır. Yine
yaptığı Kur'an hizmeti ile aradan asırlar geçmiş
olmasına rağmen unutulmamış, gönüllerde yaşamıştır.
Beşer için bundan büyük saadet düşünülebilir mi?..
Osman Gazi, Oğuzların Kayı boyu'nu üç asır
süren göçebe hayattan devlet hayatına yükseltmiştir.
Bu cihan devletinin nasıl kurulduğunu ve nasıl
bu kadar uzun müddet yaşayabildiğini daha iyi anlamak için
Osman Gazi'nin hayatına yakından göz atmak gerekir.
Fakat daha önce kısaca Kayı boyunun Söğüt'e gelişine
kadar geçirdikleri devreye bakalım... Kayı
oymağı ilk defa yaklaşık 1000
yılında diğer Oğuz boylarıyla birlikte
hareket ederek Amuderya nehrini geçmiş ve Aral
havzasına gelmişlerdir. Burada, Horasan'ın kuzey
sınırına, Karakum Çölü'nün güneyine, Merv
civarında Mâhân'a yerleştiler 1220
yıllarında Cengiz idaresindeki Moğol orduları
yaklaşırken, bu Ye'cüc Me'cüc âfetinden sakınarak
Merv'den hareket ederek, Ahlata gelmişlerdir.
Alıştıkları Türkistan havasını ve sürüleri
için kâfi otlağı bu bölgede bulamayınca Erzincan
yakınlarına göç etmişlerdir. Kayı Boyunun
Beyi Süleyman Şah, aradıkları huzurlu ortamı
bir türlü bulamamanın elemiyle geri Horasan'a dönmeye
karar verir. Geri dönmek üzere yaptıkları sefer
esnasında Caber kalesi önlerinde Fırat nehrini geçerken
boğularak şehit olur. Bu vak'adan sonra Süleyman
Şah'ın dört oğlundan Sungur Tekin ve Gündoğdu
geri vatanlarına dönerler. Diğer iki oğlu Dündar
Beyle Ertuğrul Bey Pasin ovasıyla Sümerli-Çukur
taraflarına gitmişlerdir. Ertuğrul Bey, bu bölgelerin
de aradıktan ve ideallerindeki yer
olmadığını görünce oğlu Savcı
Bey'i, Selçuklu sultanı I. Alâeddin Keykubad'a göndererek
kendilerine uygun bir yer gösterilmesini ister. Bunun üzerine
Alaaddin Keykubat Kayı Boyu'na Ankara civarında
Karacadağ'ı verir. Kayı Boyu; Moğollara ve
Bizanslılara karşı mücadelelere girişir ve bu
mücadelelerden her zaman muzaffer çıkar. Bu
muvaffakiyetleri üzerine Kayı Boyu'na Bizans hududundaki Söğüt
kışlak, Domaniç ise yaylak olmak üzere verilir.
Ertuğrul Gazi idaresindeki Kayı aşireti yeni
yurtlarına yerleşir yerleşmez, etrafı talan
eden Bizanslıların karşılarına
dikilmiş ve onlarla cenge tutuşmuşlardır.
Osman Gazi, işte Kayı aşiretinin gazadan gazaya
atıldıkları ve İla-yi kelimetullah için savaşmanın
şevkiyle coştukları yıllarda, 1258'de Söğütte
dünyaya gelmiştir.
Osman Gazi çok küçük yaşından itibaren mükemmel
bir dinî tahsil almaya ve harp san'atını öğrenmeğe
başlamıştır.
Osman Gazi, 1281'de babası Ertuğrul Gazi'nin vefat
ettiği anda, 23 yaşında; kumandanlıkta ve
idarecilikte babasını aratmayacak derecede mahir bir
idareci ve kumandandı... Bu yüzden diğer
kardeşleri Savcı Bey'le Gündüz Beyin ve aşiretin
bütün ileri gelenlerinin tasvibiyle Kayı boyunun
başına geçmiştir.
Osman Gazi aldığı terbiye icabı, son derece
mütevazi, imanlı, secaatli bir idarecidir. Bir yandan elinde
kılıç düşmanları titretirken, diğer
yandan Cenab-ı Hakka kullukta kusur etmemeye âzami dikkat
sarfetmektedir. Şu hadise O'nun Hak dine
bağlılığının müşahhas bir
misalidir.
Osman Gazi ilerde kayınpederi olacak Şeyh Ede-Bâli'yi
zaman zaman ziyaret edip çeşitli mevzularda ona
danışırdı. Yine böyle bir ziyaret gününün
gecesi uyumak için kendisine hazırlanan odaya
girdiğinde, duvarda asılı duran Kur'an-ı
Kerim'i görür. Kelâm-ı İlâhî'nin
bulunduğu bir yerde uzanıp yatmaktan haya eder ve
Kur'an-ı Kerim'i eline alarak sabah namazına kadar okur.
Sabah namazını eda ettikten sonra başını
yatağın kenarına koyduğu bir esnada uyku ile
uyanıklık arasında şöyle bir nida işitir.
"Ey Osman! Madem ki sen benim kitabıma
bu kadar hürmet edip, sabaha kadar okudun. Ben de seni ve senin
evlâdını mübarek ve said eyledim. Dünyada ve ukbâda
sen ve neslin mesud ve bahtiyar olacaksınız. Devlete
nail olacaksınız. Kur'an'a ve O'nun hakikatlerine hürmet
edip, onunla amel ettiğiniz müddetçe şanla,
şerefle yaşayacaksınız"
Niçin uyumadığını soran Şeyh Ede-Bâli'ye
akşamdan beri olanları ve en son gördüğü rüyayı
anlatır. Çevrenin tanınmış, âlimi, mürşidi
anlatılanları dinledikten sonra uzun uzun düşünür
ve hiçbir yorum yapmaz...
Osman Gazi'nin ideâli kâinatı kuşatacak kadar
geniştir. O Cenab-ı Hakkın yüce ismini bütün
kâinata duyurmak, yaymak istemektedir. Bu uğurda
canını seve seve vermeğe hazırdır...
İdeâlinin genişliğini, henüz ilk beylik anlarından
itibaren İstanbul'a göz koymasından anlıyoruz.
Kendisine izafe edilen bir şiirinde şöyle demektedir.
Osman Ertağ rul
oğlusun,
Oğuzhan Karahan neslisin,
Hakkın bir
kenter kulusun
İstanbul'u aç gülzâr yap!
Bu ideali İlham-ı Rabbani olarak kendisine rüya
âleminde gösterilmiştir. Yine Şeyh Ede Bâli'nin
misafiri olduğu bir günün akşamı şöyle bir
rüya görür:
Rüyasında Şeyh Ede-Bali'nin yanında
yatmaktadır. Bu esnada Şeyh Edebâli'nin koynundan bir
ayın çıkarak yükselmeye başladığını
görür. Ay bedir haline geldiği zaman gökten inerek
kendisinin koynuna girer. Daha sonra göbeğinden bir çınar
ağacı çıkarak süratle büyümeye başlar.
Ağaç büyüdükçe yeşillenmektedir.
Dallarının gölgesi bütün dünyayı örtmektedir.
Ağacın yanıbaşında dört sıra
halinde dağlar yükselmektedir. Bu dağlar, Kafkas,
Atlas, Toros ve Balkan dağlandır. Ağacın köklerinden
Dicle, Fırat, Nil ve Tuna nehirlerinin çıktığını
görür. Dağlardan çıkan bu sular, gül ve çeşitli
çiçeklerle bezenmiş bahçeler arasında dolaşarak
akmaktadır. Bu geniş sulann üzerinde gemiler
yüzmektedir. Bu sularla sulanan tarlalar mahsullerle dolup taşmaktadr.
Dağların tepeleri sık ormanlarla örtülüdür.
Vadilerde sayısız şehirler vardır. Bu
şehirlerde çok güzel binalar vardır. Bu binaların
hepsinin altın kubbelerinde birer ay yükselmektedir. Sayısız
minarelerinden bülbül sesli müezzinler Ezan okumaktadır.
Ağacın üzerinde bulunan bülbüller ve türlü çeşitli
kuşlar okunan bu Ezan-I Muhammediye kendi hal dilleriyle
iştirak etmektedirler. Ağacın yaprakları
gittikçe uzamaktadır. Tam bu hengâmede aniden bir rüzgar
çıkar ve ağacın yapraklarını
İstanbul'a doğru çevirir. Şehir, iki denizin ve
iki kıtanın birleştiği yerde, iki zümrüt ile
firuze arasına oturtulmuş bir elmas gibi
parlamaktadır. Böylece bütün dünyayı kuşatan
geniş bir ülkenin çerçevelediği yüzüğün kıymetli
taşını teşkil etmektedir. Osman gazi tam bu yüzüğü
parmağına takarken uyanıvermiştir.
Gördüğü bu rüyayı Şeyh Ede-Bâli'ye anlatınca,
şeyh tebessüm ederek O'na şöyle demiştir. "Osman,
padişahlık sana ve senin nesline mübarek olsun. Kızım
Bâlâ Hâtûn da senin helâlin olsun." Böylece, Osman
Gazi, daha önce tâliblisi olduğu Bâlâ hatunla izdivaç
etmiştir. Bu izdivaçtan Alaaddin Bey dünyaya gelmiştir.
Oğlu Orhan Gazi'nin annesi ise Türkmen Beylerinden Ömer
Bey'in kerimesi Mal Hatun'dur...
Osman Gazi; müslüman köylerine dadanan, masum halkı
katlederek, mâmur yerleri yakıp yıkan Bizans
tekfurlarına karşı cihad bayrağını açar
ve durup dinlenmeden gaza eder. Maiyyetindeki bir avuç
serdengeçtiyle fetihten fetihe koşmaktadır. Osman
Gazi'nin şanlı fetih ve zaferlerine kısaca göz
gezdirelim. 1285'te Kulaca Hisar, 1288 Karacahisar fethedilmiştir.
Bu zaferler üzerine Selçuklu Sultanı II.Sultan Mes'ud
Osman Gazi'ye 1288'de Eskişehir'i de vermiştir. Bir
yıl sonra da bağımsızlık alâmeti olarak;
Tuğ, alem, tabıl, altın kılıç ve beyaz
renkte bir sancakla birlikte bir de ferman göndererek, Kayı
aşiretinin bağımsızlığını
resmen ilan etmiştir.
Kayı aşiretinin hudutları gittikçe
büyümektedir. Osman Gazi Cihangir ruhlu askerlerle yılmadan
sınır boylarında dolaşmaktadır. 1292'de
Sakarya'nın kuzeyine akın edilmiştir. 1298'de
Bilecek ve Yarhisar kaleleri fethedilmiştir.
Bu fetihleri müteakip, Selçuklu devletinin de artık alem
verici mukadder sonunu gören Osman Gazi 27 Ocak 1299'da, Osmanlı
Devletinin kurulduğunu dosta ve düşmana ilan
etmiştir. Akabinde devlet müesseselerini süratle kurmuş
ve ehil kişileri mühim mevkilere getirmiştir...
Devletin kuruluşundan sonra fetih hareketleri devam
etmiştir. 1301'de Yondhisan ve Yenişehir kaleleri
fethedilmiş yine aynı yıl 27 Temmuz'da Bizans
ordusuna karşı yapılan Koyunhisan muharebesinde
parlak bir zafer kazanılmıştır. Yine o
yıl Köprühisar fethedilmiştir. 1306 yılında
da Bursa Tekfurunun idaresindeki müttefik Bizans ordusuna karşı
yapılan meydan muharebesinde tarihlere "Dinboz zaferi"
diye geçen, neticesi itibariyle oldukça mühim zafer kazanılmıştır.
Bu parlak zaferlerden sonra Osman Gazi, hayalindeki fethi gerçekleştirmek
için harekete geçmiş ve yeşillikler içerisinde cennet
belde Bursa'nın fethi için 1314'te ilk hamle olarak
şehri kuşatma altına almıştır.
Bu kahraman padişah 1326'da bir rivayete göre Bursa'nın
fethi haberini aldıktan sonra, diğer bir rivayete göre
de fetihten önce beka âlemine göçmüştür. Osman Gazi Söğut'te
vefat etmiştir. Daha sonra vasiyeti gereği 6 Nisan
1326'daki fethi müteakip Bursa'ya getirilerek buradaki türbesine
defnedilmiş-tir.
Osman Gazi, vefatından önce, 1320 yılında
oğlu Orhan Gazi'yi yerine vekil tayin ederek, kendisinden
sonra kimin padişah olmasını istediğini belli
etmiştir. Oğlu Orhan Gazi'ye vefatından önce yaptığı
nasihat ve vasiyet asırlar boyu idarecilerin
kulağına küpe olmuştur. Oğluna; milletin
istikbaline ışık tutan ilim adamlarına,
millete pak ahlak yolunu gösteren salih
kişilere ve millet için can vermiş olan şehitlerin
evlatlarına hürmet ve itibar etmesini vasiyet eden Osman
Gazi, devamla şöyle demiştir:
"Daima gaza ve cenge devam ediniz.
Cihadın kemâline varıp, Sancağ-ı Şerifi
daima yüksekte tutunuz. Hanedanımdan ve torunlarımdan
her kim ki, doğru yoldan ve adaletten geri kalır, O, rûz-i
mahşerde, Peygamber Efendimizin şefaatinden mahrum
kalsın!
Oğlum; dünyaya gelen hiç bir padişah
yoktur ki, ölüme itaat etmesin. Şimdi Hâkim-i Mutlakın
hüküm ve iradesiyle ölüm yaklaştı. Bu mânevi
yolculukta, artık, dünya nimetlerinden ümidi kesmek
gerektir. Ey bahtiyar oğlum, bu devleti, bu emaneti sana
bırakıyorum. Seni Hüdâya emanet ediyorum. Bütün işlerinde
kanunları üstün tut. Askerleri ve halkı kendi akraban
gibi sev, haklarını tamamen ve noksansız ver!"
Oğlu Orhan Gazi ve nesli bu vasiyyetini harfiyyen yerine
getirmekte kusur etmiyeceklerdir. Bu yüzdendir ki, Osmanlı
devletinin hudutları 3,5 asırda "bin" kat
büyüyüp genişleyecektir...
Osman Gazi vefat ettiğinde geriye, dünya malı olarak
zarurî eşyalarından başka birşey
bırakmamıştı. İşte terekesi: Denizli
bezinden içi âlemli yapılmış sarık bezi, bir
at zırhı, bir tuzluk, bir kaşıklık, bir
çift çizme, Alaşehir dokuması sancaklar, bir
kılıç, bir tirkeş, bir mızrak, birkaç at ve
üç sürü koyun...
Osman Gazi padişah iken devlet hazinesinden maaş
almamıştır. Koyunlarının gelirleri ile geçimini
temin etmiştir. Zaten elinde olanı fakirlere, muhtaçlara
dağıtırdı. Bundan büyük lezzet alırdı.
Gelecek nesillere dünyaya bedel bir devlet bırakmıştı.
O'nun kurduğu devlet, üç kıtaya hükmedecek ve
dünyaya, ilim, irfan, adalet, iman nurunu yayacaktı...
|
|