Şeyh
Şamil ömrünü milletinin hürriyetine ve İslam
beldelerinin bağımsızlığına
adamış şanlı bir mücâhittir. O, yirmibeş
yıl aralıksız devam eden muharebelerde koskoca Rus
ordularını yenilgiden yenilgiye uğratmış,
kan içici Moskof canavarına unutamayacakları
şamarlar indirmiştir. İmam Şamil
insanlığın düşmanı bir devlete
karşı verdiği mücadelelerle sadece Kafkasya ve
Türkiye'nin değil bütün hür dünyanın gönlünde yer
tutmuş bir kahramandır.
İmam Şamil, 1797'de Dağistan'ın Buylank
kasabasında dünyaya gelmiştir. Babası, gönüllü
olarak Osmanlı ordusunda hizmet etmiş bir subay olan
Denghan Mehmet, annesi, Türkmen uruğlarından Pîr Budak
Bey'in kızı Gülçiçek Hatun'dur.
Küçük yaşından itibaren sıkı bir
eğitim görmüştür. Medrese tahsili yaparak dinî
ilimlerde büyük ilerleme kaydetmiş ve zamanın
âlimleri arasına girmiştir. İslam için seve seve
canını ortaya koyan yiğit insanlar diyarı
Kafkasya'nın namlı bahadırlarından silah
kullanmasını, ata binmesini öğrendi.
Delikanlılık çağına girdiğinde
bileği bükülmez bir yiğit olduğu
anlaşılmıştı.
Kalplerindeki iman ateşini küffar hücumlarına
kalkan eden yiğit insanlar, şeyhlerine bağlı
olarak tek yürek, tek bilek halinde Moskofa karşı mücadele
ediyorlardı.
Zengin arazisiyle, mükemmel havası ve manzarasıyla
cennet diyar Kafkasya'yı ele geçirmek Rusya'nın en büyük
gayesi olmuştu. 1927'den sonra Rusyamn hücumları
sıklaşmıştı.
Müslüman Kuzey Kafkasya ahalisi, devrin en modern silahlarıyla
ve sürüler halinde saldıran Moskoflara karşı
kahramanca karşı koyuyorlardı.
1832 senesinden itibaren Kuzey Kafkasya'da istiklal
meş'alesi asırlara nam salacak bir kahramanın eline
geçecek ve yiğit insanlar İmam Şamil'in
kumandasında zaferden zafere koşacaklardır.
Cimri Muharebesi ve Şamil'in
yaralanması
17 Ekim 1832'de Ruslar Şamil'in büyüyüp yetiştiği
Gimri kasabasını basar. Kasabada göğüs göğüse
müthiş bir muharebe olur. Düşman çok kalabalıktır
ve topu tüfeği vardır. Gimri'liler bir avuçtur,
yeterli
silahlan yoktur. Fakat şehidliği en yüce makam kabul
etmiş bu mü'min insanlara göre düşmanın maddî
üstünlüğünün hiç bir kıymeti yoktur.
Başlarında Şeyleri Gazi Muhammed ve bileği bükülmez
yiğit Şamil vardır. İkisi de ön saflarda savaşıyor
ellerinde şimşek çakan kılıçlan müthiş
bir hızla işliyordu. Bu durumu gören Gimrililer taze
bir güçle Moskofa kılıç sallıyorlardı.
Fakat ne yazık ki, düşman ateşi ve kılıçları
önünde devamlı şehit veriyorlar, sayılan gittikçe
azalıyordu. Muharebenin en kızgın anlannda
İmam Gazi Muhammed de Şamil'in yanı
başında şehit düşmüştü.
Düşman baskınından önce gazi Muhammed'in
Şamil'e söyledikleri gibi olmuştu herşey. Gazi
Muhammed Şamil'e şöyle demişti:
"Ey Şamil, artık bana yolculuk göründü.
Benden sonra Hamzat imamlığı eline alacaktır.
Fakat o da ancak, pek az muammer olacak, Kafkasya'nın
mukadderatına senelerce sen hükmedeceksin, yıldızın
uzun seneler bu dağlarda güneş gibi parlayacak,
namın dünyaları tutacak, çarlara boyun eğmeyecek,
çar ordularına kan kusturacaksın. Gimri'yi bugün bırakıp
gitsen bile yine kurtarır, benim mezarımı düşman
ayakları altında bırakmazsın inşaallah."
Şeyhinin şehit düştüğünü gören
Şamil, daha bir bilenmiş olarak düşmanın
ortasına top güllesi gibi atılmıştı. Büyük
bir maharetie işleyen kılıcı her inip
kalkışında bir Moskof askerini yere seriyordu.
Sağ elindeki hançeri de sol elindeki kılıç gibi
ustalıkla kullanıyor, iki kolu şimşek gibi
işliyordu. Fakat pusuda
bekleyen ve fırsat kollayan bir düşman askeri süngüsünü
hırsla Şamil'e saplamıştı. Süngü yiğit
Şamil'in göğsünden girip sırtından çıkmıştı.
O vaziyetteyken bile süngüyü saplayan askeri gebertmiş,
ardından süngüyü çekip çıkardıktan sonra
vuruşmaya devam etmişti. Gittikçe güçten düştüğünü
farkedince vuruşa vuruşa savaş meydanından
çekilmiş ve kayıplara
karışmıştı. Durumu gören Gimri müezzini
onu baygın halde bulmuş ve sırtına alarak o bölgenin
meşhur hekimi Cerrah Abdülaziz Efendiye götürmüştü.
Yirmi beş gün baygın halde yatan Şamil
uyandığına başucunda duran annesine ilk olarak;
"Anam, namaz vakti geçti mi?" diye sormuştur.
Kâinatın Yaratıcısına karşı
duyduğu bu mesuliyet hissi onu pişirecek ve kendisini
yakından tanıyan Kuzey Kafkasyalılar Rabbine son
derece bağlı bu yiğit Şeyhi
başlarına imam yapacaklardır.
Gazi Muhammet'ten sonra imam olan Hamzat Bey'in 19 Eylül
1835'te camide şehit edilmesinden sonra Dağistan ve
Çeçenistan ileri gelenleri imamlığa en layık
olarak Şeyh Şamil'i görerek bunu kendisine teklif etmişlerdi.
Fakat son derece mütevazi bir zat olan Şeyh Şamil bu
teklifi kabul etmemiş ve yiğit askerlerden birini seçmelerini
istemiştir. O seçilecek imamın emrinde bir nefer olarak
dini için, vatanı için, milleti için mücadele etmeyi
tercih etmekteydi. Fakat istiklâl mücadelesinin zafere ulaşması
için kendisinin başa geçmesi uygun görülüyordu. Devamlı
ısrarlar neticesinde Şeyh Şamil
imamlığı kabul etmiştir.
İmam olan Şeyh Şamil düzenli bir ordu ve idari
teşkilat kurmak üzere vakit kaybetmeden kollan sıvamış,
kısa zamanda nasıl bir mahir teşkilatçı
olduğun ortaya koymuştur.
İmam Şamil'in liderliğinde Kuzey
Kafkasyalılar Çarın ordularına kan kusturmaya
başlarlar. Kafkas dağları Rus ordulanna mezar
olmaktadır. Ahulgol ve Surhay kuşatmasında
İmam Şamil'in kumandası altında yapılan mükemmel
müdafaa düşmana çok ağır kayıp
verdirmiştir.
Çar I.Nikola maddî kuvvetle yenemediği Şamil'i hile
ile yenmeyi dener ve bol bol mevki, makam, rahat bir dünyevî
hayat vaadinde bulunduğu mektubu vasıtasıyla
General Klug von Klugenav ve Miralay Yevdokimof
vasıtasıyla Şamil'e gönderir. Çar'ın alçakça
teklifine müthiş hiddetlenen Şamil Çar'ın elçilerine
dönerek gürler:
"General: Senin yerinde eğer şu
anda kendisi karşımda bulunmuş olsa ve bu sefil
teklifleri bana bizzat yapmak cesaretinde bulunsaydı, ona ilk
ve son cevabımı, şu kırbacım verirdi.
"Söyle ona! Başında
bulunduğum bu kahramanlar topluluğunun kalblerinde kökleşen
bu eşsiz zafer imanı kökünden kazınmadıkça
ve en genç muhariplerimden en ihtiyar naiplerime kadar tek kurşunları
ve tek kollan kalıncaya kadar bu mübarek vatanı son
dağına, son köyüne ve en son kaya parçasına
kadar karış karış müdafaa etmekten beni hiç
bir kuvvet alıkoymayacaktır.
"Bu uğurda bütün evlât ve ayalimi kılıçtan
geçirseniz, son
zürriyetimi kurutsanız, en son müridimi yok etseniz tek başıma
ve son nefesime kadar yine dövüşeceğim. Son
cevabım budur General!.. Ben Nikola'yı
tanımıyorum!..."
Şamil'in bu cevabı Nikola'ya
ulaştırıldığında, Çar, Kafkasyanın
bu yiğit kartalını hile ile ele geçireceğine
dair ümidimi kaybetmemiş, Kafkas ordulan
başkumandanı General Feze vasıtasıyla ve onun
ağzından Şamil'e teklifini
tekrarlamıştır.
İmam Şamil'in General Feze'ye cevabı şöyle
olmuştur:
"Ben, Kafkasya'nın hürriyeti için silaha sarılan
muhariplerin en hakiri Şamil, Allah'ın himayesini
Çarların efendiliğine feda etmemeğe ahteden, özü,
sözü doğru bir müslümanım.
"Çar Birinci nikola'yı
tanımadığımı, onun iradesinin bu sarp
dağlarda sökmiyeceğini General Klug'a
anlıyabileceği bir dilden tekrar tekrar söylemiştim.
Sanki bu sözler taşa söylenmiş gibi, Çar ile görüşmek
üzere beni hâlâ Tiflis'e davet edip duruyorsunuz. Bu davete
asla icabet etmiyeceğimi şu mektubumla son defa olarak
size bildiriyorum. Bu yüzden fâni vücudumun parça parça kıyılacağını
ve sırtımı verdiğim şu vatan
topraklarında taş üstünde taş
bırakılmayacağını bilsem bu kat'î kararımı
asla değiştirmeyeceğim. Cevabım işte
bundan ibarettir. Nikola'ya ve kölelerine böylece malum ola."
Şamil'in 28 Eylül 1837 tarihini taşıyan bu
mektubundan sonra müthiş muharebeler
başlamıştır.
Ahulgoh müdafaası
İmanın hem nur hem kuvvet olduğu ve hakikî imanı
elde eden bir adamın kâinata meydan okuyabileceği sırrından
gafil olan Çar, Şamil'in bu cevaplan
karşısında şaşırmıştı.
Çar Kafkasya'ya modern silah ve bol cephane ile donatılmış
üç ordu gönderir. 1838 ve 1839 yıllarında
Şamil'in liderliğindeki Kafkasyalılarla Ruslar
arasında müthiş muharebeler cereyan eder.
Şamil bütün Kuzey Kafkasya'yı dolaşarak,
camilerde, meydanlarda halkı cihada davet eder. Yiğit
insanlar bu davete büyük bir iştiyakla koşarlar.
1839 senesinde Şamil'in kumandasında on bin muharip
bulunmaktaydı. Bunlar hiç umulmadık anlarda Çar
ordularının tepesine yıldırım gibi
iniyorlardı.
30 Mayıs 1839'da General Grabe kumandasındaki
Ruslarla Şamil'in kumandasındaki Kafkasyalılar
arasında müthiş muharebe olur. Şamil'in kuvveti
beş bin kişi, buna mukabil Ruslar otuz bin kişidir.
Silah ve teçhizat durumu ise kıyas kabul edilmeyecek
derecede Rusların lehinedir.
Şamil kuvvetleriyle birlikte ustalıkla çekilmiş
ve Ahulgoh kalesine girmiştir.
Yetişen Rus ordulan kaleyi muhasara etmiştir.
Muhasara aylarca devam eder. Kalede yiyecek ve içecek kalmamıştır.
Cephane bitmek üzeredir. Şamil Rusların teklifi
üzerine, ahalinin canlarına dokunulmayarak kaleden serbestçe
çıkıp gitmelerine karşılık oğlu
Cemaleddin'i rehin verir. Fakat Cemaleddin'i alan
Ruslar kaleyi daha sıkı bir ateş altına
alırlar.
Müthiş top ateşi altında kale bedenleri tahrip
olmuştur. Şamil'in zevcesi ile iki yaşındaki
yavrusu Mehmed Said şehit düşmüştür.
28 Ağustos 1839'da kaleye hücum eden Rus askerleriyle boğaz
boğaza mücadele olur. Şamil ve askerleri son bir
gayretle vuruşmaya devam etmektedirler. Kalede bulunan
kadınlar düşmanın eline geçmektense ölmeyi
tercih ederek kendilerini uçuruma atmaktadırlar.
Kalede taş üstünde taş kalmamıştır.
Ayakta kalan sayıları yüze varmayan yiğitler son güçlerim
ortaya koymaktadırlar. Dayanmanın mümkün olmadığını
gören Şamil adamlarına çekilmelerini söyler. Kendisi
de yaralı vaziyette, yine kendisi gibi yaralanmış
sekiz yaşındaki oğlu Gazi Muhammed'i
sırtına bağlayıp dik kayalara tırmanarak
düşmanın arasından kaçmaya muvaffak olur.
Düşman şehitler arasında Şamil'i
ararlarken o bir çoban vasıtasıyla Rus kumandanına
şu mektubu gönderir:
"General! Çarına haber ver ki,
Kafkasya'nın bağrında daha binlerce Ahulgoh var ve
on binlerce surlar ve kuleler başlarını Rablerine
kaldırıp ecelini susayanları bekliyor.
"Silahlarınızın vücudumda
açtığı üç yarayı şifalı
Dağıstan otlarından kendi ellerimle
yaptığım ilaçlarla şimdiden iyi ettim ve
harbe hazırlandım. Kalbimde açtığınız
evlât, ayal ve hemşireme ait dört yaranın hiç hükmü
yoktur. Geri kalan evlât ve ayalimi de şimdiden vatan ve Cenâb-ı
Allah'a kurban
adadım.
"Size ve Çarınıza her şeyi
bol bol vereceğiz. Fakat vatanın hürriyet ve
şerefini asla!..
"Ahulgoh'ta aldığınız
kanlı ders kâfi gelmediyse, zengin çarınızın
ordularını ve hazinelerini ortaya dökerek tekrar
geliniz. Askerlik şerefini lekeleyerek yalan söyleyiniz,
vaadlerinizi inkâr ediniz, ormanlarımızı
kundaklayınız, ekinlerimizi yakınız, meyve
ağaçlarımızı, bahçelerimizi kavurunuz.
Bütün bunlar Kafkas'ın ezelî hürriyet ve istiklâl aşkını
körüklemekten başka hiç bir şeye
yaramıyacaktır.
"Çarlar ölecektir, Petro'larınız
ve Katerina'larmız gibi Nikola da gözleri arkasında
gidecektir. Fakat Kafkasya mutlaka kurtulacak hür ve mesut
olacaktır. Allah, hak ve vatan uğrunda çarpışanların
yardımcısı olsun."
Ahulgoh'un düşmesinden sonra Şamil dağ
bayır dolaşarak yeniden ordu kurmaya gider ve 1840'tan
itibaren teşkilatlı bir ordu kurmaya muvaffak olur.
Altı bin kişilik ordunun 2500'ü piyade, 3000'i süvari,
500'ü de muhafız kıtası idi. Bu orduda sadece 12
top bulunmaktaydı.
Karargâhını Dargo'ya kuran Şamil orduyu,
Ahverdil Muhammed, Şuayip Molla, Hacı Murat ve Tilit'li
Murtaza Ali kumandalarında dörde taksim eder.
Şamil'in ordusu, sayıları 50 binden fazla ve topçu
kuvveti bakımından da yirmi misli fazla olan Rus
ordusuna karşı yıldırım muharebeleri
yapmaya başlar.
Zaferden zafere...
Müthiş harp taktikleri uygulayan Şamil Rusları
perişan etmeye başlar. Şamil merkezdeki kuvvetlerin
idaresini eline alarak dört bir tarafa yetişiyor, düşmanı
şaşırtıyordu.
1843'teki Birinci Dargo muharebesinde Rus ordusu perişan
edilerek büyük miktarda esir ve cephane alınır.
Çar Nikola'nın hazırlattığı 4 ordu da
peşpeşe bozguna uğratılır.
Şamil'in kumandasındaki Kafkasyalılar destanlar
yazmaktadırlar. 30 Ağustos 1843 günü yapılan hücumla
Unsokul kalesi 3 Eylül 1843'te de Satanah kalesi ele geçirilir.
Bundan sonra zaferler birbirini takip eder. Hossat zaptedilir.
9 Kasım 1843'te Gergebil Ruslardan geri alınır.
Şamil şeyhinin mezarını Rus askerlerine çiğnetmemiştir.
l Ağustos 1845'te Dargo'yu saran Rus orduları
perişan edilir. Mağrur General Vorontsof Dargo'da müthiş
bozguna uğrar ve büyük miktarda cephane bırakarak kaçar.
Şamille baş edemiyeceğini anlayan Rus
kumandanlarından Prens Vorontsof tüyler ürpertici bir
icraata girişir ve Ağustos 1845'te Çeçenistan ormanlarını
yakar.
Düşmanla anlaşmanın cezası
ölümdür
Rus ordularının üzerlerine geldiğini gören
Çeçen'ler kadın ve çocukları kurtarmak için Ruslarla
anlaşma yapmak isterler. Fakat bunun için İmam
Şamil'in reyini almaları gerekmektedir. Ne var ki, bu
hususta İmam Şamil'in zerre kadar taviz vermediğini
ve düşmandan yüz çevirmeyi idamla cezalandırdığını
bilmektedirler. Neticede kura ile iki kişi tesbit edip
Şamil'e gönderirler. Bu elçiler önce İmam
Şamil'in anasını ziyaret ederek, Şamil'in
muvafakati için aracı olmasını rica edip
yalvarırlar. Şamil'in anası yalvarmalara
dayanamayıp oğluna tavassutta bulunur.
Bu durumu gören Şamil, derin üzüntü duyar. Canevinden
vurulur. Çünkü düşmanla anlaşmanın cezası
ölüm, anlaşmak için aracı olmanın cezası
ise yüz sopadır. Yirmi beş senelik şanlı mücadele
esnasında bu hükümlerden zerre kadar taviz vermemiştir.
Uzun tefekkürden sonra hükmü verir. Anasına yüz sopa
vurulacaktır. Bu hükmü işiten ananın cevabı
şudur:
"Oğul, Allah'ın adaletini yerine
getirmeden bir lahza geri durursan sana verdiğim sütü
helâl etmem."
Şamil anasının cezasını çekmeyi
üzerine alır ve kendisine yüz sopa vurulmasını
ister. Emir kesindir. Müritleri kendisinin yerine cezayı yüklenmek
isterlerse de şiddetle reddedilirler. Neticede ceza en
ağır şekilde uygulanır ve İmam
Şamil'e yüz kamçı vurulur.
"Mukaddes dâva uğruna, bin ana ve bin Şamil
feda olsun!" diyen İmam Şamil, anasına ait
küçük bir vatanî ihmal ve gafletin cezasını bizzat
kendisi tekeffül etmiş ve ödemiştir.
Osmanlı Devletinden yardım isteniyor
Mahdut imkânlarıyla Ruslarla mücadele eden ve onları
perişan eden İmam Şamil kesin netice
alınması için Halife-i Müsliminden yardım ister.
Bu maksatla 1853'te Muhammed Emin isimli kumandanını
Sultan Abdülmecid'e gönderir. O yıllarda osmanlı
Devleti İngiltere ve Fransa ile ittifak ederek Rusya'ya sefer
yapma hazırlığı içerisindedir. Şamil'e göre,
Rusya'ya öldürücü darbe Kırım'dan değil,
Kafkasya'dan vurulabilirdi.
Kafkasya çok zengin bir ülkeydi ve Rusya ile Osmanlı
Devleti arasında aşılmaz bir set olabilirdi.
Kafkasya'da çeyrek asırdır İmam Şamil'in
liderliğinde verilen mücadelede, sayısı gittikçe
artarak ikiyüz bine ulaşan muazzam Rus ordusu bozguna
uğratılmıştır. Osmanlı ordusunun
yardım ve desteğiyle Ruslara öldürücü darbe
vurulabilecekti.
Sultan Abdülmecid, İmam Şamil'in
kumandanını büyük bir alaka ile karşılamış
ve derhal İmam Şamil'e yardım gönderilmesini
emretmiştir. Bu maksatla büyük bir donanma Kafkasya'yı
kurtarmak üzere ağzına kadar silah ve cephane dolu
olarak yola çıkarılmıştır. Ne var ki,
zengin belde Kafkasya'ya Osmanlı nüfuzunun girmesini
istemeyen müttefik ülkeler, Kafkasya'ya giden yardım
gemilerini çevirerek, malzemeleri Sivastopol'a yığmışlardır.
Böylece Kafkasya'nın istiklal ümidi kaybolmuştur.
Şeyh Şamil'in Müdafaa Muharebeleri ve Esir Düşmesi
Çar II.Aleksandr, bir avuç insanın koskoca bir
imparatorluğu çaresizlik içerisinde bırakmasını
gururuna yediremiyordu. Meseleyi halletmek için büyük askerî
birlikler hazırlatmıştı. Bu birliklerin
sayısı bütün Dağıstan nüfusundan fazlaydı.
İmam Şamil bir avuç kahramanla, gözü dönmüş
Rus sürülerine karşı kahramanca karşı
duruyordu. Ne var ki, düşman kırmakla tükenmiyordu.
Yüzlerce topu vardı. Büyük cephaneleri vardı ve
silahlar devamlı ölüm kusuyordu. Son çarpışmada
Şamil'in askerleri eriye eriye yüz kişi
kalmıştı. Kadın ve çocuklar vardı.
Durumu ören Şamil, kadın ve çocuklara ve yerli ahaliye
dokunulmamak kaydiyle teslim olmuştur.
Kafkas Kartalı 6 Eylül 1859'da esir alınmıştır.
Kırk kişilik maiyyetiyle birlikte Başşehir
Petersburg'a götürülmüştür. On sene Rusya'da esir kalan
Şamil, Çar'dan İstanbul'a gönderilmesini ister. Bu
isteğin kabul edilmesinden sonra İmam Şamil 1870'te
İstanbul'a gelir. Büyük bir kalabalık bu
şanlı mücahidi büyük bir coşkunlukla
karşılar. İstanbul bir bayram günü yaşamaktadır.
Aziz misafirleri şehirlerine teşrif etmiştir...
Şamil'i getiren gemi Dolmabahçe sarayı önüne
demirlemiştir. Büyük kahramanı bizzat Sultan
Abdülaziz karşılamış ve onu büyük bir
muhabbetle bağrına basmıştır. Sultan Abdülaziz
sevincini şöyle ifade etmektedir: "Babam sultan
Mahmut mezar ından
çıksa idi ancak bu kadar sevinç ve heyecan
duyabilirdim!"
Sultan Abdülaziz Han aziz misafirine nasıl ikram
edeceğini, onu nasıl
ağırlayacağını bilemez âdeta. Günlerce
başbaşa sohbet ederler.
İmam Şamil son günlerini mübarek beldelerde, yüce
Nebi'nin (a.s.m.) makberinin bulunduğu Medine'de geçirmek
istemektedir.
Rusya'dan ayrılırken geri dönmesi şart
koşulmuş ve bunun için oğlu Muhammed Şefiî
rehin alınmıştır.
Sultan Abdülaziz İmam Şamil'in son günlerini
mübarek beldelerde geçirmesine müsaade edilmesi için Rus Çarına
aracılıkta bulunur ve bu talep kabul edilir. Bundan
sonra İmam Şamil mübarek beldelere gider ve haccını
ifa eder. Hac esnasında dünyanın dört bir yanından
gelen hacılar nâmını işittikleri bu
şanlı mücahidi görmek, elini öpüp, duasını
almak isterler, lâkin ister istemez izdiham meydana gelir. Bu
duruma çare olmak üzere idareciler Şeyh Şamil'i
Kabe'nin damına çıkarırlar. Bir müddet orada
duran İmam Şamil'i hacılar doyasıya
seyrederler.
Büyük bir izzet ve ikram'la ağırlanan İmam
Şamil 17 Şubat 1871'de Medine-i Münevvere'de ruhunu
Rahman'a teslim eder.
İmam Şamil'in cenazesi Cennetü'1-Baki denilen ve
Peygaber Efendimizin (a.s.m.) zevcelerinin ve pek çok sahabenin
de medfun bulundukları kabristana defnedilir.
|