adlı
bu yiğit Bursa Karacabey'deki Ulubat gölünün kuzeybatı
kıyısının yakınında bulunan Ulubat köyünde
dünyaya gelmişti. Yiğitler yiğidiydi. At
yarışlarında, ok atmada, güreşte birinciydi.
Daha sırtını yere getiren çıkmamıştı.
Öyle ki çoğu defa iki kişiyle birden güreşir,
ikisini de yenerdi. Ulubatlı Hasan'ın gönlü Allah
için cihad etme aşkıyla yanıp kavrulmaktaydı
"İla'yi kelimetullah" uğruna can vermek en büyük
emeliydi.
Büyük hücum'un yapılacağı gün en ön safta
vuruşacağı için çocuklar gibi seviniyordu. Otuz
tane gözüpek yeniçeri seçmişti. Hep birlikte aynı
noktaya hücum edeceklerdi.
Nihayet beklenilen an gelip çatmıştı. Mehter
"hücum" havası çalınca Ulubatlı Hasan
ve arkadaşları "Allah Allah" sesleriyle ileri
atılmışlardı. Ulubatlı'nın bir
elinde sancak, diğer elinde kalkan vardı. Sura dayanan
merdivenlerden süratle tırmanıyordu. Atılan oklara,
taşlara, üzerlerine dökülen kızgın yağlara
kalkanını siper ediyordu. Nihayet surların üzerine
varmayı başarmıştı. O anda
kalkanını fırlatıp atmış, uzun
palasını çekmiş, arslanlar gibi vuruşmaya
başlamıştı. Önüne çıkan düşman
askerlerine vuruyor, vuruyordu. Yahya Kemal'in tasvir ettiği
gibiydi manzara. Şöyle demektedir şair:
Vur
pençe-i Alî'deki şemşîr aşkına
Gülbangi
asmanı tutan pir aşkına
Ey
leşker-i müfettihü'l-ebvâb vur bugün
Feth-î
mübîni zâmin o tebşir aşkına
Vur
deyr-i küfrün üstüne rekz-î hilâl içün
Gelmiş
bu şehsüvâr-ı cihangir aşkına
Düşsün
çelengi Rûm'un eğilsün ser-î Firenk
Vur
Türk'ü gönderen yed-i takdir aşkına
Son
savletinle vur ki açılsın bu sûrlar
Fecr-i
hücum içindeki Tekbîr aşkına
Ulubatlı'nın şimşek gibi çakan kılıcından
ürken düşman askerleri uzaktan ok yağdırmaya
başlamışlardı. Oklar peş peşe
Hasan'ın vücuduna saplanıyordu. Ayakta
duramayacağını anlayan Ulubatlı
sancağı Topkapı'daki surlann üzerine dikivermişti.
Sancağın surların üzerinde dalgalandığını
gören askerler coşmuştu. Tekbir getirerek büyük bir
gayretle surlara hücum ediyorlardı. Ulubatlı Hasan da vücudunun
oklarla delik deşik olmasına rağmen yaralı
ars-lan gibi sancağın yanına düşman
askerlerini yaklaştırmıyordu. Nihayet diğer
arkadaşlan yanına gelmiş, Hasan'ın
etrafına halka olmuşlardı. Sancağın
artık emin ellerde olduğunu gören Hasan yüzünde
mes'ud
bir tebessümle ruhunu Rahman'a teslim etmişti. Kendisiyle
birlikte surlara tırmanan arkadaşlarından 18'i de
şehid olmuş, kalan 12'si sancağı düşürmemişti.
Çok genç yaşta şehitlik rütbesini kazanan Ulubatlı
Hasan'ın vücuduna 27 ok saplanmıştı.
Arkadaşlan bu okları çıkardılar ve bu mübarek
şehidi Fatih'in huzuruna götürdüler. Fatih, İslâmın
bu bahadır evladına dua ettikten sonra şöyle demiştir:
"Ulubatl
ı
Hasan'ım! Ne kadar
şanlısın.
Eğer sultan olmasaydım, Ulubatlı Hasan olmak
isterdim!"