NÂBÎ 'NIN OGLUNA VERDIGI ÖGÜTLER |
Hayriye, sair Nâbî'nin aruz
vezniyle yazdigi manzum bir ögüt kitabidir. Bir divan edebiyati sairi olan Yusuf Nâbî,
daha çok bu eseriyle taninir. Sair bu eserini oglu Ebü'1-Hayr Mehmed Çelebi adina yazar
ve muhatap da ogludur. Kitap kendi dönemi için oldugu kadar günümüz için de sasmaz
ve degismez dersler, ögütler ve nasihatlerle doludur. Kitabin diger önemli yönü de,
devrinin iç yüzünü ve sosyal hayatini yansitmasiyla da tarihî bir vesika olusudur. Hayriye kaleme alindigi
günden itibaren çok sevilmis ve en çok okunan kitaplar arasina geçmistir. Nabi, bu
eserinde hiçbir makam ve mevki ayrimi gözetmeden, nereden ve kimden gelirse gelsin
kötülüklere hep karsi çikmis ve insanlara devamli bir ümit ve yasama sevki vermis,
hayati güzellestirmeyi hedef edinmistir. Hayriye'nin yazildigi dönem
(1700) Osmanlinin inise geçtigi yillara rastlar. Saraya Valide Sultanlar hâkim olmustur.
Yeniçeri kazan kaldirip isyan etmektedir. Halk bu kargasadan oldukça payini almaktadir.
Devlet idaresinde kaht-i rical yasanmaktadir, yetersiz kisiler idarede söz sahibidirler.
18. yüzyilin baslarindan itibaren devlet çarki laçka olmustur. Sik sik padisahlar
degismekte, azledilmektedir. Toplum düzeni gün geçtikçe bozulur olmustur, bir önceki
gün aranir hale gelmistir. Sosyal ve ekonomik hayattaki bozulmalari
halk adetâ kaniksamis durumdadir. Gün gelmis, gece sokaga çikmak bile bir cesaret
halini almistir. Anadolu'da iç isyanlar basini almis gitmistir. Halk perisan ve
çaresizdir. Böylece Osmanli içte ve dista hayatî mücadele vermek zorunda
birakilmistir. Bu menfi sartlarin
yaninda müsbet hizmetler, halkin refah ve huzuruna yönelik gayretler olmuyor degildir.
Iste Nâbî gibi edib ve sairler; ilim ve hikmet ehli çesitli sekillerde bozukluklarin
önüne geçme çabasi içindedirler. Hayriye bu hayirli tesebbüslerden sadece
birisidir ve o günün yaralanmis Osmanli toplumu için bir ilâç hükmünü almistir.
Kitap elden ele, dilden dile dolasmis ve âdeta içilerek okunur hale gelmistir. Günümüz sartlari
ve gidisati gözününe getirilirse, tarihin tekerrür ettigini görecegiz. Üç asir
önceki Osmanli toplumu ile günümüz Cumhuriyet toplumu ayni dertlerle muztarip ve ayni
tedavi sekillerine muhtaç haldedir. Hayriye'den yaptigimiz seçmeler bu çerçevede
gözden geçirilirse herkes kendi derdine derman bulacaktir. Manzum halde Islâm
harfleriyle yazilan Hayriye, degerli ilim adami Doç. Dr. Iskender Pala tarafindan
yeni harflere geçirilmis ve anlasilir, sade ve tatli bir Türkçe ile sadelestirilmistir.
Bedir Yayinevi tarafindan da güzel ve temiz bir baski ile 1989'da yayinlanmistir. Metin ve tercümesi
ile birlikte 1647 beyit, 34 bölüm ve 223 sayfadan meydana gelen Hayriye'nin daha çok
günümüze isik tutan bölümlerini ve beyitlerinden seçmeler yaptik. Kitapta beyitler
sayfanin üst kisminda, tercüme ise çizginin altinda numaralanmis sekilde yer
almaktadir. Biz numaralari vermedik. Sadece tercümesi yapilan ve numaralandirilan her
beyti birer paragraf halinde sunmaya çalistik. Bu arada okuyucuya kolaylik saglamasi
için de yazarin kendi bölüm basliklarindan ziyade ara basliklar çikararak kisa, ara
bölümler halinde vermeye çalistik. Ögütlerin yazilis
sebebi Ey isteklerimin
sevinç artiran çeragi! Ey Aziz ve Celil olan Allah'in bagisi ogul! Bendeki
özelliklerin ve sahsî erdemlerin hepsi sende ayniyla mevcut. Sende methedilecek
ahlâk çoktur ve çok sükür, ben de o bakimdan zararda degilim. Bunlardan biri,
güzel yaratilisinin kokusudur. Edebe dair alametler ise sende yaratilistan mevcut... Lâkin babanin bu
söyledikleri de evladina fazladan bir tesirde bulunsun. Kulaklarina bir
küpe olsun diye ve sana akillica bir sermaye olmasi için. Ey babasinin cani!
Istedigim, bunlarin her zaman kulaginda küpe olmasidir. Dilerim ki bunu,
canindan da nazik tutasin ve bir an bile yanindan ayirmayasin, aklindan çikarmayasin! Bunun feyzi mahser
gününe dek yürürlükte olsun ve hem seni, hem de baskalarini kusatsin. Bu nimetten sen de
yiyip istifade edesin ve "babamin yadigâridir" diye anasin. Böylece sen
ölünce lütfunla ruhumu sad edesin ve bir dua ile beni daima hatirlayasin. Islediklerinin daima
sonunu düsün ve böylece din evin onarilmis olsun. Islâmin bes temeli Islâm yapisinin bes
temeli hikmet ölçüsüyle yükseldi. Bu binanin içinde
olan kisi rahattir. Disi ise fenaliklarin ayaklari altinda kalmistir. Bilhassa seher
vaktinde hiç yatma, uyanik ol. O vakitte kendini tevbe seccadesine vakfet. O saatte Allah
huzurunda el baglayip hatalarindan dolayi göz yasi dökmek ne saadettir. Secde için alnini
yere koy da yeryüzünde gerçek saltanat ne imis bir gör. Eger Islâmin
degerini gerçekten anlayabilseydin, namazi kilmak için bir an bile gecikmezdin. Gerçi senin
yasindaki çocuklar bunu anlayamaz, ama yine de sana bu sirri açiklayayim. Çalis ve gayret
göster ki git gide bunun hikmetini anlayacaksin. Ey parlak ay gibi
olan ogul! Eger namaz kilacak olursan elif gibi düzgün durmalisin. Rükûya vardiginda
da dal harfi ortaya çikar. Bu söz Peygamber simdir, bilesin! Ey harikulade ruh
ogul! Insan olup bunu anlayabilirsen, secdeye kapandiginda da mim harfinin daire sekli
görünür. Anla ki "Namaz
kilmayan kisi, hiç âdem olur mu?" sözündeki sirlar sana açilir. Oruç bir rahmet
sofrasidir Ey babalik baginin
seçkin meyvesi! Ey hayat denizindeki sadefin incisi ogul! Hasta olmadiktan ve
vücudun halsiz kalmadiktan sonra Ramazan orucunu sakin geçirme. Oruç, Allah'in
kullarina bir lütfudur. Orucun mükâfatini bizzat Allah verir. Oruç bir rahmet
sofrasidir. Oruçlu için ise nurdan bir elbisedir. Oruç gizli tutulan
gizli bir ibadettir. Onun için asla oruca riya giremez. Oruç, Allah'in
ezelî kudret ve kuvvetine mensup temiz bir gizliliktir. Oruç melekiyet sifatina
bürünmektir. Oruç, Cennet
nimetlerinin yol göstericisidir. Böylece oruçta yeme içmeyi terketmek bir rahmet
sebebi olur. Ta gecenin karanligi
uzadigi bir vakitte günesin parlak yüzük tasi, senin agzina mühür vurur, yeme içme
kesilir. Artik kendi nurun
parlamaya baslar ve kötü amellerin gece karanligina gömülür, affedilir. O ne saadettir ki
dudagin kapali oldugu için, yeme-içme olmadigi için bütün beyhude islerden
uzaklasmissindir. Kabe yoluna git Ey can
güllügünün taze yetismis gülü! Ey bilgi ve anlayis dimagini kokularla donatan ogul! Yola çikacaksan
mutlaka Kabe yoluna git. Gayesiz bosuna yapilmis bir yolculuk cehennem atesine götürür. Hacer-i Esved,
Allah'in sevgili kullarinin, öperek sifa bulduklari bir tastir. Günahlardan
minnetsizce yikanip temizlenmek için Altin Oluktan rahmet dökülür. Zemzem suyu ferahlik
verici bir ilaç gibidir. Ondan içen suçlu kullara sifa verir, günahlarindan
arinmalarini "Lebbeyk"
sadalarini çikaran nefesler göklere dogru uydular gibi yükselir, giderler. Bu ne ikbal, bu ne
saadet ve ne mertebedir ki Allah'in evini tavaf edersin. Arefe günü,
yarligayici Allah'in, insanlari hesap için topladigi kiyamet gününden bir örnektir. Arafat'in o
berrakligi ve ter temizligi, satir satir günahlarin affi için berat yazmaktadir. Orada günahtan
kararmis defterler yikanmis, paklanmis ve orada günaha esir olanlar azat olunmustur. Ihramlar içindeki
hacilarin olusturduklari gümüs halkanin üstünde Rahmet dagi bir yüzük tasi gibi
durur. Ey ogulcugum! Eger
sen Kabe'nin etrafini tavaf eden bir pergel olursan, bir gün elbet kazanç noktasi sana
kendini gösterecektir, karsiligini kiyamette alirsin. Malini muhtaçlardan
esirgeme Ey sadefin kulak
süsleyen incisi! Ey seref hanedaninin hayirli halefi ogul! Üzerinde zekâta
ait olan bir tanecik bile birakma. Zekâtini ver ki malin bereketi ve hayri olsun. Zekâta ayrilan o
mal Hazret-i Allah'in hakkidir, sen de edasini ihmal etme. Zekât, fakirlerin
hakkidir. Ondan elini çekme, vermemezlik yapma ki temiz olan malini kirletmeyesin. Zekâtini verdikçe Allah'in emri üzerinesin ve Allah senin o malinin birine on verir. Malinin zekâtini
vermezsen bereketi kalmaz ve o nimet sende fazla durmaz. Malin telef olmasi,
zekâtini vermemektendir. Ayrica zekâti vermemek bazi musibetlere de hedef olur. Dine uyularak
verilen zekât, malin tohumudur ve zekât olarak verilen mal, bu tohum, Allah katinda
kabul topragina ekilmis olur. Serpilmis tohum
yerden fazlasiyla biter ki, bu da iki âlemde sana yeterlidir. Fakirligi ve
zenginligi yaratan Allah, zekâti da fakirlere tahsis etmis. Her seye kadir olan
Allah'in seni zengin yaratirken onu da fakir etmesinin elbette bir hikmeti vardir. Fakirlerin hakkini
kesme. Senesi geldikçe zekâtini ver. Ayrica sadaka
vererek de zekâtini tamamla. Bir mal için zekât kök, sadaka ise dalbudaktir. Sadakadan elde
edilecek sevabin siniri yoktur. Nitekim bunu kuvvetlendiren bir çok da ayetler vardir. Fakirler zenginlerin
aynasidir. Nitekim her sey ziddi ile vardir. Eger Allah'in
takdiri, seni onun yerine fakir yaratsaydi, bunu degistirmeye gücün yeter miydi? Fakirlik olmayinca
zenginligin güzelligi ve çekiciligi kalmaz. Iste Allah bunu böyle yaratmis. Nimetin sükrüne
sebep fakirliktir. Devlet ve ikbalin güzel olusuna süs yine fakirliktir. Bu fani dünyada |